​Malatya’nın Kayıp Hafızası: Malatya Sümerbank İplik ve Bez Dokuma Fabrikası, Tekel Tütün Fabrikasından Geriye Ne Kaldı? Sıra Şeker Fabrikasında mı?

Bir şehrin gerçek zenginliği yalnızca metrekaresi pahalı arsaları, yüksek katlı binaları ya da parlayan vitrinleri değildir. Bir kentin asıl serveti; üretim kültürü, emek hafızası ve kuşaktan kuşağa aktarılan sanayi mirasıdır. Malatya bugün bu üç temel damarını da hızla kaybetmektedir.
Tekel Tütün Fabrikası ve Sümerbank Mensucat, yalnızca ekonomik işletmeler değildi. Bu kurumlar; işçiye sosyal güvence kazandıran, kadın istihdamını artıran, köylüyü üretim zincirine bağlayan ve kentli bilincini inşa eden Cumhuriyet projeleriydi. O fabrikaların bacaları sadece duman değil; umut, düzen ve gelecek üflüyordu.

Bugün geriye ne kaldı?

AVM’ler, rezidanslar, zincir mağazalar ve geçici istihdam modelleri… Üretimden kopmuş bir şehir, tüketime mahkûm edilmiş bir toplum ve güvencesizliğe sürüklenmiş bir gençlik.

Özelleştirme Gerçeği: Fabrika Gitmedi, Hafıza Dağıtıldı. Özelleştirme yalnızca bir mülkiyet devri değildir. Yanlış yönetildiğinde; kent belleğinin parçalanması, sosyal yapının çözülmesi ve üretim refleksinin köreltilmesi anlamına gelir.


   Malatya Tekel Fabrikası 

Tekel kapandı; tütün üreticisi sözleşmesiz kaldı.Sümerbank dağıtıldı; tekstil ustalığı yok oldu.
Yan sanayi çöktü; esnaf zincirleme etkilendi. Nitelikli iş gücü göç etti; şehir yaşlandı.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Fabrika kapatmak sadece kapı kilitlemek değildir; bir ekosistemi yok etmektir.

​Bir zamanlar bacalarıyla gökyüzüne refahın ve üretimin dumanını savuran, binlerce işçinin ekmek kapısı, bir şehrin ise sosyal pusulası olan fabrikalarımız vardı. Malatya denince akla sadece kayısı değil; tütünün bereketi, pamuğun dokusu ve üretimin onuru gelirdi. Bugün ise o devasa üretim kampüslerinin yerinde, ruhsuz beton yığınları ve tüketim çarkları dönüyor.
Tekel’den Çarşı AVM'ye Sümer Mensucat fabrikasından Malatya AVM’ye: 

      Sümerbank Tekstil Fabrikası 

Üretimin Tasfiyesi

​Malatya Tekel Tütün Fabrikası, binlerce işçisi ve mühendisiyle kentin ekonomik kalbiydi. Ancak süreç içerisinde siyasallaşmış istihdam politikaları, liyakatsiz yönetimler ve verimlilik düşüşü bahane edilerek önce özelleştirildi, sonra da kapısına kilit vuruldu.

​Sonuç ne oldu? Binlerce sendikalı, sosyal güvenceli işçinin yerini; aynı arazide kurulan AVM’lerde asgari ücretle çalışan, geleceği belirsiz ve sendikasız insanlar aldı. Toprağındaki tütünü fabrikasına veren çiftçi, alım garantisi bitince toprağına küstü. Malatya, kendi tütününü işleyen bir merkezken, ithal ürünlerin sergilendiği bir vitrine dönüştü.

​Sümerbank: Bir Şehrin Modernleşme Hikayesi

​Sümerbank ise sadece bir fabrika değildi; Malatya’nın modern yüzüydü. Sinemasıyla, kreşi, yüzme , havuzuyla, spor tesisleriyle ve lokalleriyle Malatya halkına sosyalleşmeyi öğreten bir akademiydi. Fabrika mağazasından giyinmek bir ayrıcalık, o yerleşkenin havasını solumak bir kültürdü.
​Özelleştirme sonrası o devasa makineler yok pahasına, adeta hurda niyetine satıldı. Satış mağazaları kapandı.

      Malatya Park

 Bugün o anıların üzerinde gökdelen otel, apartmanlar, belediye binaları ve kafeler yükseliyor. Kerpiç evlerle ve Büyükşehir Belediyesi Sanat merkezinde parayla kurulan Fotoğraf makineleri, Radyo Gramafon müzesi vb. nostalji yapılmaya çalışılsa da, Sümerbank’ın o üretken ve birleştirici ruhu çoktan betonun altına gömüldü.

Malatya'nın Son Kalesi: Şeker Fabrikası: Sıradaki Kurban mı?

Şeker Fabrikası: Malatya’nın Üretimdeki Son Kalesi

​Sümer Mensucat ve Tekel Tütün Fabrikası'nın hazin sonu, bugün Malatya’nın hafızasında kapanmayan bir yara olarak duruyor. Şimdi ise aynı karanlık senaryonun, şehrimizin üretimdeki son kalesi olan Malatya Şeker Fabrikası üzerinden sahneye konulmasından derin bir endişe duyuyoruz.

  Fotoğraf: Nezir Kızılkaya arşivi ( malatyahaber.com)

"1953'de yapımı planlanan ve inşasına başlanan Malatya Şeker Fabrikası'nın açılışı 1 Ekim 1956 Pazartesi günü dönemin Başbakanı Adnan Menderes tarafından açılışı yapılır." (malatyahaber.com. Nezir Kızılkaya)

Bugün Malatya Şeker Fabrikası, kentin üretim damarlarının ayakta kalan son büyük kalesidir. 
Günümüzde şehrin en değerli arazilerinden birine sahip olan Şeker Fabrikası bünyesinde faaliyet gösteren, Malatya Alkol (İspirto) Fabrikası, arıtma tesisinin olmaması gerekçesiyle 2004 yılında üretimine son verilerek kapatılmış. 20 yıldan  beri atıl bir vaziyette bekleyen Malatya Şeker Fabrikasının yerleşkesindeki şeker pancarından alkol üretim fabrikası ölü yatırım haline bürünmüş, kendi haline terk edilmiş binası, milli servetin çürümeye terk edildiği bir yapı halinde.

 Türk ekonomisine katkı yaptığı yılların hatırasıyla baş başa kalmış,  sessiz sedasız akıbetini bekliyor. Artık fabrikada  makinelerin müzik sesi gelmiyor. Bacasından duman tütmüyor. Yarasalar, güvercinlerin barınağı olmuş. 2005 yılına kadar tek bir parsel olan Şeker Fabrikası yerleşkenin büyük bir kısmı da, bu tarihten sonra parçalar halinde çeşitli devlet kurumlarına devredilmiştir.

Şeker Fabrikası yalnızca şeker üretmez: Binlerce çiftçiye alım garantisi sağlar, Tarımsal planlamaya yön verir, Kırsal göçü yavaşlatır, Bölgesel ekonomiyi dengeler. Bu fabrikanın kaybı, sadece bir tesisin kapanması değil; Malatya tarımının bel kemiğinin kırılması anlamına gelir.

    Malatya Alkol (İspirto) Fabrikası
Malatya Şeker Fabrikası: Bir Sanayi Mirasının "Kuşatma" Altındaki Geleceği
​Bugün Malatya Şeker Fabrikası yerleşkesine baktığımızda, sanayi üretiminin devasa bir yapılaşma kuşatması altında kaldığını görüyoruz. Büyükşehir Belediyesi Yaşam Merkezi ve İtfaiye Daire Başkanlığı’na, Eğitim ve Araştırma Hastanesinden, Ağız ve Dış Merkezi Hastanesi'ne, İl Emniyet Müdürlüğü, Otel (Ramada Altın Kayısı ), Malatya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Mehmet Göçmez Cami gibi  bu yoğun kamu ve özel sektör yapılaşması, fabrikayı şehrin merkezinde sıkışmış bir "kale" haline getirmiştir.

Fabrikanın etrafını saran bu arsa baskısı, yerleşkenin artık mevcut işleviyle sürdürülebilir olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

​Stratejik Bir Çözüm: Akçadağ Önerisi
​Şehrin kalbinde kalan bu devasa sanayi tesisinin, lojistik açıdan daha verimli ve tarımsal hammaddeye daha yakın bir noktaya taşınması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu bağlamda, hem karayolu hem de demiryolu bağlantılarına sahip olan, pancar ekim alanlarının merkezindeki( Elbistan, Doğanşehir, Yazıhan, Akçadağ, Yazıhan) Akçadağ Köy Enstitüsü yerleşkesi en ideal alternatif olarak öne çıkmaktadır. Hali hazırda bir bölümü Kayısı Araştırma Enstitüsü tarafından kullanılan bu bölge, şeker fabrikasının taşınmasıyla entegre bir tarım-sanayi havzasına dönüştürülebilir.
​Şehir İçin Bir "Nefes Borusu": Kültür Park
​Fabrikanın taşınmasından boşalacak olan geniş alan ise yeni beton yapılara feda edilmemelidir. Bu bölge, hiçbir yapılaşmaya izin verilmeksizin tamamen "Kültür Park" konseptiyle düzenlenmelidir. Malatya'nın hızla azalan yeşil alan ihtiyacına cevap verecek olan bu proje, şehrin yeni oksijen deposu ve sosyal yaşam merkezi olma potansiyeline sahiptir.
​Geçmişten Ders Almak
​Eğer geçmişte Sümerbank ve Tekel fabrikaları özelleştirilip kapatılmak yerine, zamanında şehir dışına modernize edilerek taşınmış olsaydı; bugün hem üretim devam eder hem de şehir bu alanları kamusal fayda için kullanabilirdi. Şeker Fabrikası için hala geç değil. Bu yerleşkeyi beton yığınına değil, doğaya ve halka teslim etmek Malatya’nın geleceği adına verilmiş en doğru karar olacaktır.


Betonun Gölgesinde Kalan Bir Miras: Şeker Fabrikası’nın Kayıp Bahçeleri

Malatya Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Murat Asma, "Kayısı Ağacından Hikayeler" adlı eserinde, şehrin kalbinde yükselen ama sessizce veda eden devasa bir mirasa parmak basıyor. Kitabın 215-216. sayfasında, bugün sadece satırlarda kalan o muazzam anıt ağaçların hikayesi başlıyor.

   Anıt Kayısı Ağacı , 23 Haziran 2007
Fotoğraf: B.Murat Asma Arşivi

Şehrin Asırlık Nöbetçileri
​Bir zamanlar Şeker Fabrikası misafirhanesinin hemen arkasında, zamanın tüm yorgunluğuna rağmen dimdik duran bir anıt kayısı ağacı vardı. Yaklaşık bir asrı devirmiş (90-100 yaşlarında), gövde genişliği 310 santimetreye ulaşmış bu dev, 11 metre yükseklikten şehri izler, her bahar beyaz gelinliğini giyerek yazın güneşin altın yumurtası meyvesini vermeye devam ederdi.

Onun biraz ötesinde, fabrikanın havuzunun doğusunda ise 80-85 yaşlarında bir başka "yaşayan tarih" yükseliyordu. Gövdesi 244 santimetre, boyu ise göğe uzanan 13,5 metrelik bir heybet… "Ne yazık ki bu iki ulu çınar edalı kayısı ağacı, koruma altına alınmayı beklerken yaşlı ağaç 2010 yılında kesilerek tarihten silindi.

 Anıt Kayısı Ağacı ,  23 Haziran 2007
Fotoğraf: B.Murat Asma Arşivi

​Kaybolan Bir Gen Bankası: Meyve Koleksiyon Bahçesi 1970’li yıllarda, bugün Ramada Otel ile İtfaiye arasında kalan o geniş düzlükte, Malatya’nın meyve hafızası saklıydı. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin güneyine düşen bu alanda; 
Abbas Armudu: Malatya’nın kadim ve nazlı armut çeşidi, Mahalli Elmalar: Şehrin toprağına özgü aromalar,
Yerel Meyve Koleksiyonları: Bölgenin tüm zenginliğini barındıran bir gen bankası...
​2000’li yıllara kadar bereketiyle dalından meyve toplanan bu bahçeler, ne yazık ki modern yapılaşmanın ve yükselen binaların kurbanı oldu.

Cennetten Bir Köşe: Şeker Yerleşkesi

​O dönemdeki Şeker Fabrikası yerleşkesi sadece bir sanayi alanı değil; çamların serinliği, çınarların gölgesi, dutların tatlı telaşı ve asmaların ferahlığıyla örülü "Camisi, İlkokulu, misafirhanesi, futbol sahası  lojmanları,  tenis kortu, cennetten bir köşe" gibiydi. Akasya kokularının üzüm bağlarına karıştığı bu yeşil vaha, yerini gri betonlara bırakarak şehrin hafızasında derin bir boşluk açtı.Şehrin kolektif hafızası bir bir betonun altına gömülürken, gözler Malatya’nın son nefes borusu olan bu kutsal üretim alanına dikilmiş durumda.
​Korkarız ki; pancarın o has kokusunu betonun soğukluğuna, çiftçinin onurlu alın terini ise rantın doymak bilmez iştahına kurban etme sırası bu son direniş hattına gelmiştir. Şeker Fabrikası, Malatya için yalnızca bir sanayi kuruluşu değildir; o, Tekel’in küstürülen tütün üreticisinin ve Sümerbank’ın sökülen tezgahlarının ardından elimizde kalan son onur nişanıdır. Eğer burayı da "modernleşme" veya "hizmet alanı" makyajıyla beton sessizliğine hapsedersek, sadece bir fabrikayı değil, Malatya’nın geleceğe uzanan üretim damarlarını da tamamen kesmiş olacağız.

​Hafızasını AVM koridorlarında ve plaza camlarında kaybeden bu kadim şehrin, "şeker" tadındaki son umudunu da betonla zehirlemeyelim. ​Üretimin onuruyla yükselen bu alanların tamamen ticari ranta teslim edilmesi, bir şehrin ruhuna yapılabilecek en büyük vefasızlıktır. 

​Bir Vefa Borcu: Neden Bir Anı Müzesi Yok?

​Ne acıdır ki, Cumhuriyet’in o aydınlık ufkunda yükselen bu güzide fabrikaların yerinde bugün sadece tüketimin tapınakları yükseliyor. Bu alanlar sanki hiç var olmamışlar gibi hafızalardan silinmek istendi. Oysa bu arazilerin üzerine, kentin geçmişine saygı duruşu niteliğinde iki büyük müze kurulmalıydı:
​Malatya Tekel Tütün Müzesi: Çiftçinin alın terinden, fabrikanın tütün kokulu dehlizlerine uzanan o büyük emek burada yaşatılmalıydı.
​Sümerbank Tekstil Mirası Müzesi: Dokuma tezgahlarının sesi, Sümerbank basmalarının renkleri ve o meşhur sosyal tesislerin atmosferi burada sergilenmeliydi.

​Sonuç: Hafızamızı Betonla Kapatamazsınız .​Üretimin onuruyla inşa edilen bu alanların tamamen ticari ranta teslim edilmesi, bir şehrin ruhuna yapılmış büyük bir vefasızlıktır. O arazilerin bir köşesinde dahi olsa, paslı makinelerin birer heykel gibi durduğu, işçi tulumlarının ve mühendis çizimlerinin sergilendiği bir müze yükseltmek, Malatya’nın kendi tarihine olan en büyük borcudur.
​Bizler, o görkemli bacaların altında sadece mal değil, bir milletin onurunu üretenlerin anısına; betonun soğukluğuna karşı hafızanın sıcaklığını savunmalıyız. Malatya’nın sanayi mirası, AVM'lerden çok daha fazlasını hak ediyor.

Bu yazı; Malatya’nın üretim kültürüne ömrünü vermiş tüm işçilere ve toprağını, üretimini, emeğini kaybeden cefakâr çiftçilere ithaf edilmiştir.

Fotoğraf Galerisi:

  Tekel Fabrikası  yerine yapılan Doğa Cadde AVM

    Şeker Fabrikası- Alkol Fabrikası 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arguvan'da Lezzetin ve Geleneğin Buluştuğu Gün: Yöresel Yemek Yarışması Coşkusu

Kayısı ve Su: Hayati Bir İlişki

Fırat'ın Kıyısında Bir Zaman Yolculuğu: Gerger'in Saklı Köyleri