Malatya’nın Son Kalesi: Türk Şeker Fabrikası Sıradaki Kurban mı?

Malatya’nın Son Kalesi: Türk Şeker Fabrikası
Sıradaki Kurban mı?

Bir şehrin gerçek zenginliği yalnızca metrekaresi pahalı arsaları, yükselen rezidansları ya da ışıklı vitrinleri değildir. Bir kentin asıl serveti; üretim kültürü, emek hafızası ve kuşaktan kuşağa aktarılan sanayi mirasıdır. Ne yazık ki Malatya bugün bu üç temel damarını da hızla kaybetmektedir.
Tekel Tütün Fabrikası ve Sümerbank Mensucat yalnızca ekonomik işletmeler değildi. Bu kurumlar; işçiye sosyal güvence kazandıran, kadın istihdamını artıran, köylüyü üretim zincirine bağlayan ve kentli bilincini inşa eden Cumhuriyet projeleriydi. O fabrikaların bacaları sadece duman değil; umut, düzen ve gelecek üflüyordu.

Bugün geriye ne kaldı?
AVM’ler, rezidanslar, zincir mağazalar ve geçici istihdam modelleri… 

Üretimden kopmuş bir şehir, tüketime mahkûm edilmiş bir toplum ve güvencesizliğe sürüklenmiş bir gençlik…
Özelleştirme Gerçeği: Fabrika Gitmedi, Hafıza Dağıtıldı
Özelleştirme yalnızca bir mülkiyet devri değildir. Yanlış yönetildiğinde; kent belleğinin parçalanması, sosyal yapının çözülmesi ve üretim refleksinin köreltilmesi anlamına gelir.
Malatya Tekel Fabrikası kapandı; tütün üreticisi sözleşmesiz kaldı.
Sümerbank dağıtıldı; tekstil ustalığı yok oldu.
Yan sanayi çöktü; esnaf zincirleme etkilendi.
Nitelikli iş gücü göç etti; şehir yaşlandı.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Fabrika kapatmak sadece kapıya kilit vurmak değildir; bir üretim ekosistemini yok etmektir.
Bir zamanlar bacalarıyla gökyüzüne refahın ve emeğin dumanını savuran bu tesisler, Malatya’nın sosyal pusulasıydı. O günlerde Malatya denince yalnızca kayısı değil; tütünün bereketi, pamuğun dokusu ve üretimin onuru da akla gelirdi. Bugün ise bu devasa kampüslerin yerinde ruhsuz beton yığınları ve tüketim çarkları dönüyor.
Tekel’den Doğa Cadde AVM’ye, Sümer Mensucat’tan Malatya AVM’ye uzanan bu dönüşüm; üretimden kopuşun en çıplak fotoğrafıdır.

Şeker Fabrikası: Malatya’nın Üretimdeki Son Kalesi

Sümerbank ve Tekel’in hazin sonu, Malatya’nın hafızasında kapanmayan yaralar olarak duruyor. Şimdi ise aynı senaryonun, şehrimizin üretimde ayakta kalan son kalesi olan Malatya Şeker Fabrikası için sahneye konulmasından derin bir endişe duyuyoruz.

   Fotoğraf: Nezir Kızılkaya arşivi ( malatyahaber.com)

1953 yılında planlanan ve inşasına başlanan Malatya Şeker Fabrikası, 1 Ekim 1956’da dönemin Başbakanı Adnan Menderes tarafından açılmıştır (Kaynak: Malatyahaber.com – Nezir Kızılkaya).
Bugün bu fabrika, Malatya’nın üretim damarlarının ayakta kalan son büyük kalesidir.

Malatya’nın üretim hafızasından süzülüp gelen 2025 yılı verileri, şehrimizin ekonomik can damarının ne denli güçlü attığını kanıtlıyor:
​Geçtiğimiz yıl tam 450 bin ton pancar, emeğin imbiğinden geçerek işlendi. Bu devasa üretimden 56 bin ton şeker soframıza ulaşırken; hayvancılığın lokomotifi olan 153 bin ton küspe ve sanayinin ham maddesi  20 bin ton melas ekonomimize kazandırıldı.
​Rakamların ötesindeki asıl mucize ise bu çarkların 60 bin insanın evindeki tencereyi kaynatıyor, ekmeğini bölüşüyor olmasıdır. Şeker Fabrikası, Malatya için sadece bir üretim tesisi değil, on binlerce ailenin umut kapısıdır.

Atıl Bırakılan Milli Servet: Alkol (İspirto) Fabrikası
Şeker Fabrikası yerleşkesi içinde bulunan Malatya Alkol Fabrikası, arıtma tesisi gerekçesiyle 2004 yılında kapatılmıştır. Oysa bu tesis çalıştığı dönemde günlük 56 bin litre, 96 derece saf alkol üretmekteydi.

 Alkol (İspirto) Fabrikası

Pandemi süreci, yerli alkol üretiminin stratejik önemini acı biçimde ortaya koydu. Yurt içi üretim yetersiz kaldı, ithalat kapıları aralandı.
Bugün ise bu tesis, 20 yılı aşkın süredir atıl durumda, makineleri suskun, bacası tütsüz, yarasaların ve güvercinlerin barınağı haline gelmiş bir “ölü yatırım” olarak çürümeye terk edilmiştir. Bu manzara, milli servetin kaderine terk edilişinin somut fotoğrafıdır.

Kuşatma Altındaki Yerleşke
Türk Şeker Fabrikası 

Türk Şeker Fabrikası Uydu Görüntüsü 

 Yerleşke yaklaşık 1000 dönümlük bir alanı kapsamakta, bugün tapulu olarak kalan kısmı ise yaklaşık 350 dönümdür.
Yıllar içinde bu alanın önemli bir bölümü farklı kurumlara devredilmiştir:
200 dönüm Sağlık Bakanlığı’na,
345 dönüm Büyükşehir Belediyesi’ne,
65 dönüm Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne,
13 dönüm İl Emniyet Müdürlüğü’ne,
Depremde yıkılan Şeker Camisi alanı 3182 metrekarelik alanı Diyanet’e tahsis edilmiştir.

Şeker Camii Yerinde Şeker Camii Kalmalı

Malatya Şeker Fabrikası yerleşkesinde depremde yıkılan Şeker Camii’nin bulunduğu alanın, “erkek öğrenciler için Kur’an-ı Kerim Eğitim Merkezi” yapılmak üzere kullanılacağı yönündeki haber, şehir hafızası açısından ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmiştir.
Şeker Camii sıradan bir yapı değildi. O cami; fabrikanın emekçileriyle, mahalle sakinleriyle, vardiya çıkışlarında saf tutan işçilerle, bayram sabahlarının kalabalığıyla bir semtin manevi merkeziydi. Orası sadece bir ibadet mekânı değil, Malatya’nın üretim kültürüyle, sosyal yaşamıyla iç içe geçmiş bir hafıza alanıydı.
Deprem, bize çok şey aldı. Evlerimizi, işyerlerimizi, anılarımızı… Ancak kalan değerleri de bir bir dönüştürerek yok etmek, bu şehre ikinci bir travma yaşatmaktır. Şeker Camii’nin yerine yine bir cami yapılması; geçmişe saygının, toplumsal sürekliliğin ve ortak belleğin korunmasının en doğal gereğidir.
Elbette Kur’an-ı Kerim eğitim merkezleri değerlidir, gereklidir. Ancak bunun için Malatya’da başka uygun alanlar bulunabilir. Yeni bir işlev üretmek adına, köklü bir mekânın kimliğini silmek doğru değildir. Şehircilik sadece bina dikmek değil; hafızayı, kültürü ve toplumsal bağları koruyarak yeniden inşa etmektir.
Şeker Camii adı, o mekânla özdeşleşmiştir. Orada büyüyen çocukların, orada cenaze namazı kılanların, orada ilk safına duran işçilerin hatırası vardır. Bu isim ve bu işlev korunmalıdır.
Yetkililere çağrımız nettir:
Şeker Camii’nin yeri, yine Şeker Camii olarak ayağa kaldırılmalıdır. Deprem sonrası yeniden yapılanma, geçmişi silerek değil; geçmişi onararak yapılmalıdır.
Malatya’nın ihtiyacı olan şey; kimliksiz projeler değil, hafızasına sahip çıkan bir şehircilik anlayışıdır.

​Şeker Hoca'nın tebessümü: Celal Tilgen

Bu camiyi asıl "Şeker" yapan, ismiyle müsemma Celal Tilgen’di. Pandemi döneminde kaybettiğimiz, Malatya’nın neşe kaynağı "Şeker Hoca", vaaz kürsüsünü bir hayat dersine dönüştürürdü. Nüktedan tavrıyla cemaatini güldürürken düşündürür, onları organ bağışı gibi hayati meselelere yönlendirerek iyiliği bir ibadet gibi anlatırdı. Onun o babacan sesi, caminin yıkılan duvarlarında hala yankılanıyor gibi...

Geleceğe Not: Mimari Bir Mücevher 
Yeni yükselecek cami, sadece bir inşaat projesi olmamalı; Malatya’nın direnişini ve zarafetini temsil etmelidir.
  1. İsim Vefası: Adı yine Şeker Camii kalmalı ki, geçmişle gelecek arasındaki o ince köprü kopmasın.
  2. Mimari Kimlik: Estetik dokusuyla görenleri kendine hayran bırakan, modern çizgilerle kadim kültürü harmanlayan bir mimariyle taçlandırılmalı.
  3. ​"Bir şehri ayakta tutan binaları değil, o binaların içinde yaşanan yaşanmışlıklardır. Şeker Camii, Celal Hoca’nın bıraktığı o samimi mirasla, Malatya’nın yeniden yükselişinin simgesi olacaktır.

Stratejik Çözüm: Akçadağ Köy Enstitüsü Yerleşkesi Önerisi

Bugün Şeker Fabrikasının çevresinde hastaneler, yaşam merkezi, itfaiye, emniyet, otel, camiler ( Mehmet Görmez Cami, Şeker Cami)ve kamu binalarıyla kuşatılmış olan fabrika, şehrin merkezinde sıkışmış bir kale görünümündedir.
Bu yoğun yapılaşma baskısı, tesisin mevcut konumunda sürdürülebilirliğini giderek zorlaştırmaktadır.

Şeker Fabrikası’nın lojistik açıdan daha verimli, tarımsal üretime daha yakın ve ulaşım bağlantıları güçlü bir alana taşınması artık kaçınılmazdır.
Bu noktada Elbistan, Doğanşehir, Yazıhan ve Akçadağ havzasının merkezinde yer alan, karayolu ve demiryolu bağlantısına sahip Akçadağ Köy Enstitüsü yerleşkesi en uygun alternatif olarak öne çıkmaktadır. Bu alan, Kayısı Araştırma Enstitüsü ile birlikte entegre bir tarım-sanayi üretim havzasına dönüştürülebilir.
Şehir İçin Nefes Borusu: Kültür Park
Mevcut fabrika alanı ise yeni beton projelere kurban edilmemelidir. Bu bölge, hiçbir ticari, kamu yapılaşmaya izin verilmeden “Kültür Park” olarak düzenlenmeli; Malatya’nın yeşil alan ihtiyacına nefes olacak bir kamusal yaşam merkezi haline getirilmelidir.

Betonun Gölgesinde Kaybolan Bahçeler

Malatya Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayram Murat Asma, "Kayısı Ağacından Hikayeler" adlı eserinde, şehrin kalbinde yükselen ama sessizce veda eden devasa bir mirasa parmak basıyor. Kitabın 215-216. sayfasında, bugün sadece satırlarda kalan o muazzam anıt ağaçların hikayesi başlıyor.
Anıt Kayısı Ağacı , 23 Haziran 2007
Fotoğraf: B.Murat Asma Arşivi

​Şehrin Asırlık Nöbetçileri
​Bir zamanlar Şeker Fabrikası misafirhanesinin hemen arkasında, zamanın tüm yorgunluğuna rağmen dimdik duran bir anıt kayısı ağacı vardı. Yaklaşık bir asrı devirmiş (90-100 yaşlarında), gövde genişliği 310 santimetreye ulaşmış bu dev, 11 metre yükseklikten şehri izler, her bahar beyaz gelinliğini giyerek yazın güneşin altın yumurtası meyvesini vermeye devam ederdi.

Onun biraz ötesinde, fabrikanın havuzunun doğusunda ise 80-85 yaşlarında bir başka "yaşayan tarih" yükseliyordu. Gövdesi 244 santimetre, boyu ise göğe uzanan 13,5 metrelik bir heybet… "Ne yazık ki bu iki ulu çınar edalı kayısı ağacı, koruma altına alınmayı beklerken yaşlı ağaç 2010 yılında kesilerek tarihten silindi.
Anıt Kayısı Ağacı , 23 Haziran 2007
Fotoğraf: B.Murat Asma Arşivi

 Şeker Fabrikası yerleşkesi bir zamanlar meyve koleksiyon bahçeleriyle adeta bir gen bankasıydı.
kayısı ağaçları, Abbas armudu, yerel elmalar, kiraz ve bölgeye özgü çeşitler… Bugün bunların çoğu modern yapılaşmanın kurbanı oldu.
6 Şubat Deprem sonrası İtfsye binasının arkasına kurulan konteyner kent sırasında da çok sayıda  susuzluktan kurumaya başlayan meyve ağaçları kesildi.

Cennetten Bir Köşe: Şeker Yerleşkesi
Oysa burası bir zamanlar 
​ sadece bir sanayi alanı değil; çamların serinliği, çınarların gölgesi, dutların tatlı telaşı ve asmaların ferahlığıyla örülü "Camisi, İlkokulu, misafirhanesi, futbol sahası lojmanları, tenis kortu, cennetten bir köşe" gibiydi. Akasya kokularının üzüm bağlarına karıştığı bu yeşil vaha, yerini gri betonlara bırakarak şehrin hafızasında derin bir boşluk açtı.Şehrin kolektif hafızası bir bir betonun altına gömülürken, gözler Malatya’nın son nefes borusu olan bu kutsal üretim alanına dikilmiş durumda.

Son Söz
Korkarız ki; pancarın toprak kokusunu betonun soğukluğuna, çiftçinin onurlu emeğini rantın doymak bilmez iştahına kurban etme sırası bu son direniş hattına gelmiştir.
Şeker Fabrikası, Malatya için yalnızca bir sanayi tesisi değildir. O, Tekel’in küstürülen tütün üreticisinin ve Sümerbank’ın sökülen tezgâhlarının ardından elimizde kalan son onur nişanıdır.
Bu alanı da “hizmet” ve “modernleşme” makyajıyla beton sessizliğine gömersek, sadece bir fabrikayı değil, Malatya’nın geleceğe uzanan üretim damarlarını da keseceğiz.
Hafızasını AVM koridorlarında kaybeden bu kadim şehrin, “şeker” tadındaki son umudunu betonla zehirlemeyelim.

Bu yazı; Malatya’nın üretim kültürüne ömrünü vermiş tüm işçilere, toprağına emek vermiş cefakâr çiftçilere ithaf edilmiştir.

Fotoğraf Galerisi:
Alkol Fabrikası  Levhası

 Alkol Fabrikasının terketilmiş görüntüsü

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arguvan'da Lezzetin ve Geleneğin Buluştuğu Gün: Yöresel Yemek Yarışması Coşkusu

Kayısı ve Su: Hayati Bir İlişki

Fırat'ın Kıyısında Bir Zaman Yolculuğu: Gerger'in Saklı Köyleri