MALATYA’NIN SU HAFIZASINDA BİR KIRILMA:Musluktaki Bereketten Plastik Hapsine Suyun Ticarileşme Öyküsü
Derme Suyu, Kaptaj
"Su Gibi Aziz Ol" Duasından "Plastik Çağı"na Nasıl Geldik?
22 Mart Dünya Su Günü.Birleşmiş Milletler tarafından 1993 yılından bu yana kutlanan bu gün, aslında modern dünyanın "unuttuğu" bir gerçeği fısıldıyor. Suyu sadece teknik bir sıvı değil; bir medeniyet, bir hafıza ve bir "can yoldaşı" olarak gören bizler için bugün, sadece bir takvim yaprağı değil, bir hatırlama ve öze dönüş günüdür.
Malatya gibi suyla yoğrulmuş bir şehirde, Dünya Su Günü’nü plastik şişelerin gölgesinde değil, Beydağı’nın serinliğinde anmak boynumuzun borcudur.
Suyun Ruhu ve Mukaddes Yankısı: Kaptajdaki Ezeli Zikir
2023 yılının Ekim ayında, Malatya’nın hayat damarı olan Kaptaj’a doğru bir yolculuğa çıktım. Sonbaharın serinliği şehre inerken, içtiğimiz her damla suyun hikayesini yerinde görmek istedim. Dağların kalbinden süzülüp gelen o berrak kaynağın başında durduğumda, suyun sadece bir ihtiyaç değil, bu kadim coğrafyanın hafızası olduğunu bir kez daha derinden hissettim.
Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin yapımını üstlendiği ve MASKİ’nin işlettiği kaptaj tesisi ile Gündüzbey Pınarbaşı suyunun büyük bölümü şebekeye alınmış, 1995’ten itibaren ise tamamı içme suyu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Tarımsal sulama ihtiyacı için ise 2016'da başlanan proje kapsamında Çat Barajı tünelinden Derme Kanalı’na su verilerek Malatya Ovası desteklenmektedir.
Kaptajın kalbine, suyun doğduğu o mahrem hazneye adım attığınızda, sizi sadece tabiatın değil, ruhun da serinliği karşılar. Dev kayaların arasından hürriyetine kavuşan suların o gürül gürül çağıltısı, binanın taş duvarlarında yankılanırken; bu doğal orkestraya asırlardır süregelen bir teslimiyet eşlik eder. Malatya’nın bu hayat pınarında, suyun sesi ile ilahi kelamın sesi birbirine karışır: Aralıksız 24 saat boyunca yankılanan Kur’an-ı Kerim tilaveti, suyun o dindirilmez coşkusuna manevi bir mühür vurur.
Bu mekân artık sadece bir su deposu değil, bir "şükür makamı"dır. Binanın duvarlarını süsleyen levhalarda, Kur’an-ı Kerim’in "Her canlı şeyi sudan yarattık" (Enbiya, 30) gibi hikmetli ayetlerinin mealleri ve Hz. Muhammed’in (sav) suya, berekete ve israfa dair öğütleri, gelenleri derin bir tefekküre davet eder.
7 gün 24 saat kesintisiz devam eden bu tilavet, suyun kaynağından şehre doğru uzanan yolculuğunu adeta bir duaya dönüştürür. Hoparlörlerden yayılan o kadim tilavet, kayaların arasından fışkıran her damlanın birer "zikir" olduğunu fısıldar gibidir. Burada su; sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, ilahi bir ikram, her damlası hürmetle korunması gereken kutsal bir emanet olarak selamlanır. Beydağı’nın bağrından kopup gelen o şifalı ses, bu manevi atmosferde ete kemiğe bürünür ve Malatya’nın damarlarına sadece temizlik değil, aynı zamanda bu kutsal huzuru taşır.
Suyun Ruhu, Şehrin Hafızası:
Malatya'da Bir Yudum Hasret
Bundan yirmi otuz yıl öncesine kadar, Malatya’da bir lokantanın, bir kahvenin eşiğinden girdiğinizde sizi karşılayan ilk şey garsonun selamından önce masaya bırakılan o vakur çeşmeden doldurulmuş Derme suyunun sürahisiydi. Kaynağından yeni kopup gelmiş, kristal berraklığında, üzerinde çiğ damlalarıyla terleyen o cam sürahi; cömertliğin ve kadim bir geleneğin mühürlü senedi gibiydi. O zamanlar su; pazarlığı yapılmayan, hesaba dahil edilmeyen, sadece "Su gibi aziz ol" duasıyla ikram edilen bir gönül borcuydu.
Bugün ise o buz gibi kristal berraklığın yerini, üzerine soğuk bir barkod iliştirilmiş, ruhsuz plastik şişeler aldı. Eskiden bir ikram olan su, artık sadece bir "maliyet kalemi"ne dönüştü.
Beydağı’nın Ak Gözeleri:
Arkaik Bir Doğuş ve Kutsal Yolculuk "Der-i Mesih"
Malatya’nın su serüveni; Gündüzbey’in vakur omuzlarında, Yeşilyurt Kozluk Köyü’nün gökyüzüne uzanan sarp ve geçit vermez kayalıkları arasında, zamanın ötesinden gelen bir fısıltıyla başlar. Beydağı’nın karlı zirvelerinden süzülen soğuk nefes, yerin yedi kat altındaki karanlık dehlizlerde demlenir ve bir mucize gibi toprağın göğsünü yararak gün ışığına çıkar. Onlarca gözden köpürerek fışkıran, kristal berraklığıyla göz kamaştıran bu ak pınarlar, sadece bir su kaynağı değil; bozkırın ortasında yükselen bir şehrin ilk nefesi ve ebedi hayat damarıdır.
Derme Suyu, tarihle efsanenin, inançla doğanın birbirine karıştığı mistik bir şaheserdir. Bu suyun çıktığı kutsal havza, sadece susuzluğu gidermemiş, ruhları da dinlendirmiştir.
Derme Suyu binlerce yıldır hiçbir yorgunluk emaresi göstermeden şehre süzülür.
Bu suyun asıl görkemi, sessiz ve mütevazı gücünde gizlidir:
Dünyanın pek çok metropolü devasa pompalara, gürültülü elektrik sistemlerine ve yapay zorlamalara muhtaçken; Derme Suyu, hiçbir mekanik desteğe ihtiyaç duymadan, sadece yerçekiminin o asil rehberliğinde şehre süzülür.
Kendi doğal cazibesiyle yer çekimi (graviteyle) yokuşları aşan, vadileri dolanan bu akış, evrenin kusursuz dengesinin bir yansımasıdır. Hiç yorulmadan, binlerce yıldır aynı berraklık ve aynı tempoyla akan bu cevher; geçtiği her karış toprakta medeniyetler filizlendirmiş, imparatorluklar kurdurmuş ve Malatya’yı Malatya yapan o yeşil ruhu ilmik ilmik örmüş gerçek bir "Hayat Pınarı"dır.
Güvenin Sarsıldığı İlk Milat: 2005 Norovirüs Salgını
Malatya’nın suyla olan binlerce yıllık "koşulsuz güven" bağı, 2005 yılının Kasım ayında ağır bir darbe almıştır. Alt geçit inşaatları sırasında içme suyu şebekesine kanalizasyon karışması sonucu ortaya çıkan Norovirüs salgını, şehri esir almıştır. 10 binlerce insanın hastanelere akın etmesiyle sonuçlanan bu kriz, Malatya insanının zihnine şu acı şüpheyi yerleştirmiştir: "Musluktan akan su artık güvenli değil." Bu korku, plastik su sektörünün bu topraklara attığı ilk tohum olmuştur.
6 Şubat: Asrın Felaketi ve Suyun "Plastik Esareti"
6 Şubat 2023 sabahı yaşanan "Asrın Felaketi", sadece binaları değil, Malatya’nın ve bölgenin yaşam damarlarını da koparmıştır.
Kahramanmaraş merkezli, Hatay, Gaziantep, Osmaniye, Malatya, Adana, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman ve Kilis'i kapsayan devasa bir coğrafyada binalar yerle bir olurken, yeraltı su haritası da altüst olmuştur.
Yer kabuğunun o devasa sarsıntısı, Gündüzbey Kaptaj Tesisleri’ni de vurmuştur.
Kaybolan Kaynaklar: Deprem sonrası kaynak suları yatağını değiştirmiş, bazı gözeler kurumaya yüz tutmuş ve musluklardan aylar boyunca sadece tozlu, bulanık bir sıvı akmıştır.
Küskün Akış: Teknik ekiplerin yoğun çabasıyla su yeniden sisteme dahil edilse de, halkın gözünde su artık "yaralı" bir varlıktır. 10 Ağustos artçı sarsıntıları, bu kırılganlığın sadece bir anlık sarsıntıya bağlı olduğunu tüm şehre yeniden hatırlatmıştır.
On bir ili etkileyen bu yıkımda, en temel insani ihtiyaç olan "güvenli içme suyu" bir anda ulaşılmaz bir lükse dönüşmüştür. Musluklardan aylarca sadece çamur ve toz akmış; şehir adeta susuzluğa mahkûm edilmiştir.
Plastik Suya Mecburiyet: Deprem bölgesinde şebeke suyunun kullanılamaz hale gelmesi, milyonlarca insanı hazır plastik sulara mecbur bırakmıştır. Tonlarca plastik şişe ve damacana, tırlarla bölgeye taşınmış; su artık musluktan değil, barkodlu ambalajlardan karşılanır olmuştur.
Görünmez Tehlike: Mikroplastik ve Çöp Dağları: İçme suyu sıkıntısı nedeniyle milyonlarca plastik atık deprem enkazlarının arasına karışmıştır. Hijyen sağlamak amacıyla başvurulan bu plastik hapsi, uzun vadede çevre kirliliği ve mikroplastik riskini de beraberinde getirmiştir. Beydağı'nın suyuna ulaşamayan Malatyalı, aylarca güneş altında bekleyen, plastik kokusu sinmiş sularla hayata tutunmaya çalışmıştır. Bu durum, suyun "doğal bir hak" olmaktan çıkıp tamamen "lojistik bir meta" haline geldiği en acı dönemdir.
Plastik Kuşatması: "Doğal Hak"tan "Ticari Meta"ya
Bugün Malatya sokaklarında yaşanan en büyük trajedi, yanı başımızda tertemiz akan Beydağı sularına rağmen, dışarıdan kamyonlarla gelen "lojistik suya" mahkûm edilmektir.
Ekonomik Sürgün: Doğanın bedava sunduğu su; bugün nakliyesi, reklamı ve plastik maliyetiyle halkın sırtına fahiş bir yük bindirmektedir.
Bugün küçük bir pet şişenin 10-30 TL, 5 litrelik bidonların ise 50 TL’ye ulaşan fiyatları, suyun bereketinin yerini ticari hırsların aldığının en somut kanıtıdır.
İşte plastik kullanımının bilimsel açıdan temel sakıncaları:
Plastik su şişeleri ve bidonları, modern yaşamın ayrılmaz bir parçası gibi görünse de, hem insan sağlığı hem de çevre için "görünmez bir tehlike" barındırıyor. Bu tehlikenin merkezinde ise mikroplastikler ve endokrin bozucu kimyasallar yer alıyor.
Plastik bidon ve şişe kullanımı, sadece bir atık sorunu değil, doğrudan bir biyolojik güvenlik meselesidir. Mümkün olduğunca cam, paslanmaz çelik veya seramik matara kullanımı, bu görünmez tehlikeye karşı alınabilecek en etkili bireysel önlemdir.
İklim Krizi Kıskacında Su Güvenliği: Pınarlarımızdan Geleceğe Bir Çağrı
(Dünya Su Günü İçin)
Bir Varoluş Meselesi
Su, sadece hayatta kalmamızı sağlayan biyolojik bir ihtiyaç değil; medeniyetimizin, güven duygumuzun ve toplumsal hafızamızın taşıyıcısıdır. Ancak bugün iklim krizinin gölgesinde; kuraklık, aşırı buharlaşma ve yeraltı sularının çekilmesi gibi sessiz ama derin tehditlerle karşı karşıyayız. Dağların kalbinden doğan o berrak sular, artık çoğu zaman kaynağından koparılıp plastik şişelere hapsediliyor. Böylece yalnızca suyun doğallığını değil, ona duyduğumuz güveni ve bağı da yitiriyoruz.
“Kaynaksız su”, yalnızca fiziksel değil kültürel bir kopuştur. Suyun nereden geldiğini bilmemek, ona duyulan güveni zedeler. Pınar başında içilen suyun verdiği emniyet hissi; yerini kaynağı belirsiz, doğadan uzak bir tüketime bırakır. Bu yüzden suyun kaynağına sahip çıkmak, aynı zamanda hafızamıza sahip çıkmaktır.
Tehdit ve Gerçek: Sessiz Bir Felaket
Bilim insanlarının çalışmalarına göre iklim krizi, su döngüsünü ciddi biçimde bozuyor. Yağışların düzensizleşmesi, sıcaklıkların artması ve yeraltı sularının hızla tükenmesi; yakın gelecekte su kıtlığını kaçınılmaz hale getiriyor. 2040’a doğru ilerlerken bu durum, yalnızca susuzluk değil; gıda güvenliği ve halk sağlığı açısından da büyük riskler doğuracaktır. Temiz suya erişimin zorlaşması, kolera ve tifo gibi hastalıkların yeniden yayılma ihtimalini artırmaktadır.
Acil Eylem: Yerelden Başlayan Direnç
Bu kuşatmayı yarmanın yolu, küresel sorunlara yerelden cevap vermekten geçiyor. Suyu koruyan tarım tekniklerini yaygınlaştırmak, israfı azaltmak, atık suyu geri kazanmak ve yenilenebilir enerjiye yönelmek artık bir zorunluluktur. Ancak en önemlisi; toprağın gözü olan pınarlarımızı ve tarihi çeşmelerimizi yeniden akıtarak toplumun kendi suyuna duyduğu güveni yeniden inşa etmektir.
Hekimhan Gümüşpınar
Tarihi çeşmeleri onarmak, her mahalleye modern hayratlar kurmak ve halkı plastik tüketim alışkanlıklarının dayattığı bağımlılıktan kurtarmak, gelecek nesillere olan borcumuzdur. Çünkü su; toprağın, dağın ve yağmurun bizlere sunduğu aziz bir armağandır—ambalajlanmış bir statü sembolü değil.
Gelin, suyumuzu koruyalım. Çünkü suya sahip çıkmak, bu topraklarda geleceğe sahip çıkmaktır.
Dünya Su Günü: Salondan Sahaya
Dünya Su Günü’nü yalnızca konuşarak değil, sahada karşılık bularak anlamlı kılabiliriz. İlgili kurumların, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun ortak çabasıyla; her pınar yeniden bir buluşma noktası, her çeşme yeniden bir hayat kaynağı olabilir.
Su, yalnız bugünün değil, gelecek kuşakların da hakkı. O yüzden onu korumak, çevreci bir hassasiyet değil; bir medeniyet görevidir. Malatya gibi kadim bir şehirde, suyun belleğini korumak, sadece ekoloji değil, kültürün devamlılığı anlamına gelir. Derelerin doğal akışını sürdürmek, taş ocakları ve HES projelerinin yerine yaşamı savunmak gerekir.
Sonuç ve Çağrı: Şehrin Ruhunu Yeniden Kazanmak
Gerçek belediyecilik anlayışı sadece yol ve kaldırım yapmak değil; bir şehrin sakinine o şehrin öz suyunu güvenle ulaştırabilmektir. Şehirlerin hafızası ve ruhu, market raflarındaki barkodlu şişelerde değil; meydanlardaki çeşmelerin gürül gürül akan sesinde gizlidir.
*Malatya içme suyunun kaynaktan çıktığı yerde toplandığı tesise Kaptaj deniyor. “Toplama, havza, suyun toplanması” gibi anlamlara sahip Fransızca kökenli captage sözcüğünden Türkçeye geçmiş. Teknik anlamıyla “yeraltı suyunun yeryüzüne çıktığı veya çıkarıldığı noktada, suyun temizce toplanıp içme suyu şebeke hattına aktarıldığı tesis” anlamında kullanıyor.
Yazı - Fotoğraf: Fikri Demirtaş
Fotoğraf Galerisi:
Kernek Kanalboyu
Yorumlar
Yorum Gönder