Arguvan-Arapgir Yolu: Bozkırın Kalbindeki Doğal Sanat Galerisi
Arguvan-Arapgir Yolu: Bozkırın Kalbindeki Doğal Sanat Galerisi
12 Nisan 2026... Takvimler baharın en taze günlerini fısıldarken, Malatya’nın kadim topraklarında doğanın kalbine doğru bir yolculuğa çıktık. Anadolu Ajansı Malatya Temsilcisi, dostum ve fotoğraf sanatçısı Muhasebeci Bayram Ayhan’ın rehberliğinde; muhasebeci Özkan İşlek ve bendeniz emekli resim öğretmeni Araştırmacı-Yazar Fikri Demirtaş olarak, Arguvan’ın gizemli coğrafyasına doğru direksiyon kırdık.
Göz alabildiğine uzanan bozkırın ortasında, Fırat Nehri’nin kadim kıyılarında öyle bir coğrafya yükselir ki; burası doğanın kendi atölyesinde, sabırla yonttuğu bir sanat galerisidir. Arguvan’ın Morhamam köyünden başlayıp Arapgir Kayalık köyünün derinliklerine, Söğütlü Dere’nin dinginliğinden Dergezen köyünün meşhur kırmızı topraklı yamaçlarına kadar uzanan bu hat, bir yeryüzü mucizesine ev sahipliği yapar.
Yeşil Denizde Yükselen Renk Adaları
Baharın gelişiyle uyanan ekin tarlaları, ovayı uçsuz bucaksız yeşil bir denize dönüştürürken; bu yeşilliğin ortasında ada gibi yükselen konik tepeler, görsel bir şölenin başrol oyuncularıdır. Bakır kırmızısından derin kahveye, boz renginden toprak kızılına kadar uzanan bu tepeler; bulutlara uzanmaya çalışan devasa heykeller gibi gökyüzünün altında gururla süzülürler.
Bozkırın Vakur Muhafızları
Doğanın kendi elleriyle, rüzgârın ve suyun maharetiyle şekillendirdiği bu irili ufaklı tepeler, ovada birer gizemli tümülüs gibi vakur ve mağrur bir duruş sergilerler. Her biri sanki binlerce yıllık bir sırrı saklayan doğa anıtlarıdır. Erozyonun sert çizgileri, bu tepelerin yüzeyinde eşsiz desenler oluştururken; ışığın açısına göre renk değiştiren bu yapılar, fotoğraf sanatçıları için her saniye değişen doğal bir plato sunar.
Keşfedilmeyi Bekleyen Bir Hazene
Doğanın bu eşsiz sanat eserlerini tanımak, toprağın kızıllığıyla ekinin yeşilini aynı karede buluşturmak isteyenler için bu bölge bir davetiyedir. Doğa severler, gezginler ve ışığın peşindeki fotoğraf sanatçıları için Arguvan-Arapgir hattı, her mevsim farklı bir tablonun içine yürümek için harika bir fırsat sunmaktadır.
Adım Adım Zirveye: Doğayla Nefes Almak
Bayram Bey, Anadolu Ajansına göndereceği tepeler konusunda fotoğraf ve video için "Gümüş Kanat"ıyla (dron )bizi de gökyüzünden bir kartal gözüyle izlerken;
biz Özkan Bey ile birlikte bu tepelerden birine tırmanmaya başladık. Tepeye dikine değil, tıpkı geçmişteki sürülerin ayak izlerinden süzülen ince patikalar gibi yatay kavisler çizerek yol aldık. Bu dolambaçlı tırmanış, hem ayak bileklerimizi güçlendiriyor hem de her adımda manzaranın perspektifini biraz daha genişletiyordu. Yol kenarlarındaki küçük arklar arasında, yaban domuzu sürülerinin toprağı birer çapa makinesi gibi hırsla eşelediği yerler, doğanın ham ve vahşi yüzünü hatırlatıyordu.
Zirveye ulaştığımızda ise karşımızda birbiri ardına sıralanmış, ufka kadar uzanan bir geometrik şölen duruyordu. Kuşbakışı baktığımızda, az önce içinden geçtiğimiz asfalt yol, yemyeşil tarlaların arasından simsiyah bir yılan gibi kıvrılarak uzaklara süzülüyordu. Bu sonsuz görünen tepe silsilelerini izlerken, ciğerlerimizi tertemiz dağ havasıyla doldurup oksijen depoladık.
Bu eşsiz anları hem ruhumuza hem de fotoğraf makinelerimizin hafızasına kazıdık; dostluğumuzu belgeleyen anı fotoğraflarımızı o zirvenin mağrur sessizliğinde ölümsüzleştirdik.
Bozkırın Gizemli Piramitleri: Arguvan’ın, Arapgir'in "Çikolata Tepeleri"
Yaptığım araştırmalarda bu eşsiz yapının dünyadaki benzerini keşfetmek heyecan vericiydi. Filipinler’in Bohol Adası’nda milyonlarca turisti kendine çeken 1200’den fazla "Chocolate Hills" (Çikolata Tepeleri) varsa;
Arguvan-Arapgir yolu üzerinde de bu doğa harikasının Anadolu’daki kardeşi uzanmaktadır.
Kireç taşlarının milyonlarca yıl süren erozyonla şekillenmesi sonucu ortaya çıkan bu tepeler, kurak mevsimde kadim höyüklere benzeyen kahverengi tonlarıyla tam bir "çikolata" görünümü kazanırken; kışın yağan karla birlikte devasa birer dondurma topuna dönüşüyor. Yükseklikleri yer yer 100 metreyi bulan bu yapılar, jeolojik olarak şiddetli erozyonun ve yer yer volkanik hareketlerin izlerini taşıyor. Bu tepeler, zamanın, rüzgârın ve suyun milyonlarca yıl boyunca bu topraklara yazdığı birer doğa şiiridir.
Gökyüzündeki Mercek: Gümüş Kanat’ın Sanat Yolculuğu
Dron pilotu Bayram Bey, "Gümüş Kanat"ını gökyüzünün sonsuzluğuna bıraktığında, bir dron pilotunun ustalığıyla teknolojiyi sanatın emrine veriyordu. Göklerde önceden planladığı bir rota üzerinde süzülen bu metalik dostumuz, güneşin ışıklarını bir ayna gibi yansıtarak süzülürken; bazen tepelerin gizemini çözmek istercesine alçalıyor, bazen de bu geometrik şöleni bütünsel bir tablo gibi görebilmek için bulutlara yaklaşıyordu. Kimi zaman gökyüzünün gerçek sahipleri olan kuşlarla yan yana kanat çırpıp yol alırken, kilometrelerce uzağa; Fırat’ın Karakaya baraj gölüne dönüştüğü o masmavi derinliklere yaklaşık 7 km kadar uzandı. Orada balık çiftliklerinin su üzerindeki düzenli halkalarını ve nehrin kıvrımlarını birer nakış gibi kaydetti.
Saatler süren bu keşif seferinin ardından, Gümüş Kanat Pilot Bayram beyin komutu ile sadık bir dost gibi geri dönüp Pilotun eline iniş yaptı.
Gümüş Kanat da yorulmuştu; ancak onun yorgunluğu bir canlınınki gibi değil, azalan şarjının sessiz tükenişiydi.
Bu teknolojik mucizeye hayranlık duyarken aklımızdan şu düşünceler geçti: Dünyanın başka köşelerinde aynı teknoloji, insan canı yakmak ve doğayı tahrip etmek için bir silah olarak kullanılırken; biz burada onu bilimin, sanatın ve insanlığın hizmetinde, güzellikleri ölümsüzleştirmek için kullanıyorduk. Gümüş Kanat, Arguvan’ın bozkırında ölümün değil, ölümsüz bir sanat eserinin peşindeydi.
*Drone (İnsansız Hava Aracı - İHA)
Gökyüzü ve Suyun Şiirsel Buluşması: Söğütlü Deresi
Gezimizin son durağında, baraj gölünün sakin bir haliç oluşturduğu Söğütlü Deresi’nde mola verdik.
Söğüt ağaçlarının dalları suya kadar sarkmış, berrak aynada kendi yeşil silüetlerini izliyordu.
Güneş batmaya yüz tutarken söğüt dallarının arasından süzülen ışık huzmeleri, suyun üzerine adeta bir el feneri tutuyordu. Gümüş bir tepsi gibi parıldayan göl yüzeyinde ışıklar dans ederken, suyun dinginliğini bozan balıklar birer birer yüzeye sıçrayarak doğanın en saf gösterisini sergiliyordu. Gökyüzünün kızıllığı ve suyun pırıltısı, o anı Arguvan'ın bağrında yaşayan ve nefes alan bir tabloya dönüştürdü.
Araştırmacı-Yazar Fikri Demirtaş
Yorumlar
Yorum Gönder