Yarım Kalan Hikâye

Yarım Kalan Hikâye

​Nisan yağmuru dökülüyor Malatya’ya, ince bir sızı gibi,
Kayısı dalları, beyaz gelinliklerini kuşanmış bahçede.
Her bir çiçek, yaprağında bir inci tanesi saklıyor;
Tıpkı senin hayalin gibi, taze ve ıslak...

​Bir rüzgâr esiyor ta Beydağı’nın karlı doruklarından,
Ardında Derme Suyu’nun o kadim, serin fısıltısı...
Omuzlarına dökülen o simsiyah, o gür saçların;
Geceyi kıskandıran bir şelale gibi akıyor zihnime.

​Sülün gibi süzülürken üzerindeki mavi elbisen denizleşiyor,
Beyaz bileğindeki turkuaz taşla birleşip göğü yere indiriyor.
Geceyle denizin kucaklaştığı o derin uçurum gibi;
Kömür karası gözlerin, mavinin içinde hapsoluyor.

​Ceylan ürkekliğiyle bakıp, o ok kirpiklerinle;
Yüreğimin tam orta yerinden vurdun beni.
Artık ne yana baksam sendeyim, bakışlarının tutsağıyım;
Gündüz hayalimin gölgesi, gece rüyamın kutbu oldun.

​Kavuşmak artık Kaf Dağı’nın ardında bir masal olsa da,
Bahçemde açan her sümbülde senin kokunu duyacağım.
Menekşelerin mahcubiyetinde, güllerin en derin kırmızısında;
Ben her mevsim, her çiçekte;
Seni yeniden, bir cemre gibi ruhuma düşüreceğim.

​Her gece, ıssızlığın o en derin, en sessiz kuyusunda,
Çiçekler arasındaki fotoğrafına bakıp yeniden seveceğim seni.
Unutmak mı? Bu mümkün değil sevgilim;
Bu bizim hiç yazılmamış, ebedi mühürlenmiş en sırlı hikâyemiz.

Fikri Demirtaş, Malatya


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arguvan'da Lezzetin ve Geleneğin Buluştuğu Gün: Yöresel Yemek Yarışması Coşkusu

Malatya’nın Son Kalesi: Türkşeker Malatya Şeker Fabrikası Sıradaki Kurban mı? Şeker Camii Yerinde Şeker Camii Kalmalı

Fırat'ın Kıyısında Bir Zaman Yolculuğu: Gerger'in Saklı Köyleri