Kayıtlar

Taşın Kalbine Fısıldayan Adam: Hüseyin Çakıl

Resim
      Fotoğraf: Hüseyin Çakıl 12 Ocak 2026… Arguvan Atmalı dostum Rıza Parlak’ın ablasının taziyesi için gittiğim Malatya Yazıhan ilçesinde taziye çadırının ağır, içe çöken havası vardı. Dualar, fısıltılar ve sabırla bekleyen insanların sessizliği birbirine karışmıştı. İşte o kalabalığın içinde,  taşları yontarak yazı yazan, heykel yapan Hüseyin Çakıl Amca’nın oğluyla karşılaştım. Söz, ister istemez ona geldi. Bir an duraksadım, sordum… Kısa ama derin bir sessizlikten sonra, gözlerini yere indirerek, “Fikri hocam,” dedi, “geçen yıl, 2025’in Nisan ayında rahmetli oldu.” O an, çadırın içindeki kalabalık dağıldı sanki. Uğultular sustu, dualar uzaklaştı. Zaman, bir anlığına yerinde dondu. İçimde yalnızca taşın suskunluğu kaldı; çekiç sesleri kesilmiş, yontulmayı bekleyen bir kaya gibi ağır ve sessiz… Hüseyin Çakıl Amca, bu topraklarda taşı konuşturmuş, taşla dost olmuş bir ustaydı. Akademik bilgiden değil; meraktan, sezgiden ve sabırdan beslenen bir ömürle iz...

​Arguvan Morhamam’da Bir Can Sofrası: Abdal Musa Lokması

Resim
​Arguvan Morhamam’da Bir Can Sofrası: Abdal Musa Lokması Anadolu’nun kadim gelenekleri, paylaştıkça çoğalan lokmalarla yaşamaya devam ediyor. Malatya Arguvan’daki Celal Abbas Ziyaretgahı'nda gerçekleştirilen Abdal Musa Lokması’na dair gözlemlerimi; birliğin, rızalığın ve odun ateşinde pişen emeğin hikayesini sizlerle paylaşıyorum. ​ Arguvan Morhamamlı Ağuçen Ocağı dedelerinden dostum, Antropolog Hüseyin Şahin’in davetiyle, Arguvan’ın Morhamam köyündeki Celal Abbas Ziyaretgahı’nda 11 Ocak 2026 tarihinde  düzenlenen Abdal Musa Lokması’na katıldım. Ben de Görsel Sanatlar öğretmeni araştırmacı-yazar olarak, Hüseyin Dede ve ailesiyle birlikte bu kadim geleneğe tanıklık etmekten büyük onur duydum. Ziyaretgahın mutfağında sabah erken saatlerinde harlı odun ateşleri yakıldı; üzerine kazanlar kuruldu. Kadın aşçıların büyük bir titizlik ve sevgiyle hazırladığı etli pilavlar, saatlerce odun ateşinin o has kokusuyla pişti. Bu lokma sadece bir yemek değil, el birliğiyle...

Gamzelerinde Saklı Bir Kış

Resim
Gamzelerinde Saklı Bir Kış Bahçedeyim… Gökten dökülen sadece kar değil, Sanki gökyüzü beyaz ipekten bir örtü indiriyor bahçeye. Yalnızlığımın sığınağı olan ahşap kulübenin yanında, Yaşlı bir kayısı ağacı; Eğilmiş dallarında karlar. Gövdesindeki her yarıkta, Bir ömür kalp gibi yorulmuş atıyor. Dallarında gümüşî bir sükûnet, ağır bir bekleyiş. Toprak nefesini kristal bir camın ardına saklamış. Anılar, bu ağacın gölgesinde soluklanıyor. Kara gözlüm; İlk bakışın, Kışın unuttuğu bir sıcaklığı Hatırlattı gökyüzüne. Gamzelerinde tomurcuklanan o hayali güller, Zemherinin ayazına kafa tutan Gizli bir baharı fısıldıyor. Kayısı ağacının yorgun gölgesine sığınıyorum; Beni sürmeli gözlerine çoktan mahkûm ettin, Gamzelerinde saklanan sıcaklık Yakındı diye. Ay yüzlüm, Kar taneleri ağır çekim bir rüya gibi inerken, Siyah, dalgalı saçların Bir gece denizi gibi dalgalanıyor. Üzerine düşen her beyazlık, Saçlarında konaklayan Birer gece kelebeği. Mavi, tiril elbisen… O sonsuz beyazlığın ortasında,...

Kayısı Heykelinden Medeniyet Hafızasına: 15 Temmuz Meydanı'nda Sanatsal Bir Dönüşüm

Resim
Kayısı Heykelinden Medeniyet Hafızasına:  15 Temmuz Meydanı'nda Sanatsal Bir Dönüşüm “Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.” Mustafa Kemal Atatürk Heykel deyip geçmemek gerekir; çünkü o, bir milletin estetik anlayışının, tarihinin ve kültürünün maddeye bürünmüş hâlidir. Heykel sanatı; taş, mermer ve ahşabın sabırla yontulmasından, kil ve alçının ustalıkla şekillendirilmesine; bakır, tunç, kalay, kurşun ve altın gibi metallerin kalıba dökülmesine kadar geniş bir teknik yelpazeyi kapsar.     Kocaseyid Anıtı Balıkesir- Havran Resimden farklı olarak ele alınan konuyu üç boyutlu bir gerçeklikle sunma çabası olan bu sanat dalı, sanılanın aksine bir israf değil; toplumun kültürel bilincine ve özgüvenine yapılan paha biçilemez bir yatırımdır. İyi bir heykelin bir kentin ruhuna kattığı değer, maddi ölçütlerle kıyaslanamaz. Ne yazık ki...