Kayıtlar

Zemheri Ayazında Bir Kar Masalı

Resim
Zemheri Ayazında Bir Kar Masalı ​Dışarıda zaman durdu, bahçe mutlak bir sessizliğe mahkûm, Her yer uçsuz bucaksız, her yer kristal bir rüya... Beyaz güllerin arasında bir hayal belirdi aniden; Karanlık geceden ödünç alınmış o dalgalı siyah saçlarına, Gökyüzünün gümüş yıldızları iniyor tek tek, usulca. ​Senin o ceylan ürkekliğindeki bakışların, Bir kış yangını gibi gözlerime düştüğü an, Hafifçe eğince başını, sanki fırtınam dindi; Ruhum, bedenimden boşanıp bir kar tanesi oldu, Karıştı gitti rüzgârın o sonsuz beyaz raksına. ​Sesin, karanlığın içinden süzülen en eski ninni, Gönül teline dokunan, ürperten ve uyutan... Sessiz bir mühür gibi, içimde yakarak saklanan. Beyaz duvaklarını kuşanmış mahzun kayısı ağaçları, Seni selamlamak için eğiyorlar karlı başlarını. Ah, bir kar tanesi olsaydım keşke; Hiç erimeden, ebediyen o siyah saçlarının kıvrımında uyusaydım. Ve kışın ayazında,   mühürlü bir saadet gibi , Gonca gül dudaklarının kıyısında bir sükût gibi yatsaydım. ​Ben ...

Malatya’nın Son Kalesi: Türk Şeker Fabrikası Sıradaki Kurban mı? Şeker Camii Yerinde Şeker Camii Kalmalı

Resim
Malatya’nın Son Kalesi: Türk Şeker Fabrikası Sıradaki Kurban mı? Şeker Camii Yerinde Şeker Camii Kalmalı ​6 Şubat depremleriyle sarsılan Malatya’da, sadece binalarımızı değil, bizi biz yapan değerlerimizi de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bugün Malatya için iki büyük "hafıza merkezi" ciddi bir tehdit altında: Biri şehrimizin ekonomik can damarı, üretimdeki son kalesi Türk Şeker Fabrikası; diğeri ise bu toprakların manevi mührü, cemaatinin ve Fabrika kültürünün kalbi olan Şeker Camii. Şehrin yeniden inşa sürecinde, fabrikamızın akıbeti belirsizliğe itilirken, yıkılan camimizin yerine “erkek öğrenciler için Kur’an-ı Kerim Eğitim Merkezi” yapılmak üzere kullanılacağı yönündeki haber,   sadece bir imar meselesi değil, Malatya’nın tarihine ve geleceğine vurulan bir darbedir. Ekmek teknemiz olan fabrikayı kurban vermemek, secde ettiğimiz camiyi ise yerinde yaşatmak, bu şehre karşı boynumuzun borcudur. Bir şehrin gerçek zenginliği yalnızca metrekaresi pahalı ars...

Gül Kokulu Bir Rüya

Resim
Gül Kokulu Bir Rüya Senin gelişinle başlardı bahçenin şarkısı, Adım attığın her yer taze bir gül kokusuna dururdu. İki yabancı değil, bir seraba bakar gibi hayretle Gözlerimizde birleşen o sessiz dünyayı seyrederdik. Dil susardı o an; lisanımız sadece bakışlardı. Benim gözlerim, senin gözlerinin derinliğinde konuşurdu. Bir bakışın düşerdi, köz olup dağılırdı yüreğime; Sürmeli gözlerinin denizinde, pusulasız bir kader gibi kaybolurdum. Sen, bu ömür kitabının müstesna mısrası, ruhuma işlenmiş derin dikişisin. Ardında üç taze gülün kokusunu emanet bırakıp sonsuzluğa yürümüş olsan da, Sen benim gönül kütüphanemde hep o en kıymetli, altın yaldızlı sayfa olarak kalacaksın. Vuslatın Hakka, hasretin bana düşse de; Sen, bu fani dünyada ruhuma dokunan en zarif sızı, Hiç dinmeyen, adını kalbimde mühürleyen mukaddes sızımsın. 01. 02. 2026 / Malatya 

Beyaz Düşler ve Kara Gözler

Resim
Beyaz Düşler ve Kara Gözler Kar, gökyüzünün kalbinden kopan suskun bir dua gibi iniyor avuçlarıma… Her tanede adın, her beyazlıkta sana açılan bir yol. Ve ben bu sessiz mucizenin içinde üşüyerek değil, seni düşünerek ısınıyorum. Rüzgâr yüzümü okşuyor, yanaklarımda kış, içimde yaz yanıyor. Bir yanım ayazla titrerken, bir yanım gülüşünle tutuşuyor. Nereye baksam hayalin düşüyor gözlerime; karlar içinde yürüyen beyaz bir masal gibisin. Bahçenin derin suskunluğunda ağır adımlarla yürüyorum. Ağaçlar başlarını eğmiş, sanki seni anıyor. Kayısı ağacının altında donup kalan fotoğraflar geliyor aklıma; o karelerde zaman nefesini tutmuş, biz ise gülüşlerimizle ölümsüzlüğe dokunmuştuk. Her ağacın altında kalbinin sıcak izi. Ahşap kulübe karın altında uyuyor şimdi, yanında unutulmuş kara bir gül, beyaz kefenine sarılmış gibi… Ama biliyorum, o gül hâlâ senin kokunu saklıyor. Ocakta köz ateşi yanıyor anılarımda, ellerimizi uzatıp ısıttığımız o akşam… Çayın buğusunda gözlerin vardı, dudakl...

Karlara Gömülü Kayısı Ağacı

Resim
Karlara Gömülü Kayısı Ağacı Bahçenin tam ortasında duruyorum; Göğsüme, dağlardan kopmuş bir çığ gibi Eski bir hüzün iniyor usulca. Malatya, beyaz bir sessizliğe bürünmüş, Sokaklar nefesini tutmuş, Kar; gökyüzünün yere bıraktığı kırılgan bir yas… Sen yoksun… Ve karın masum beyazlığı, Dudaklarımda tadı olmayan bir serap artık. Birlikte kayısı topladığımız o ağacın dalları şimdi karlara gömülü, Gölgesinde sakladığımız gülüşler bile ürperiyor. Her kar tanesinde yüzün beliriyor bana; Bakışların, düşen kristallerin içinde titreyen bir ışık gibi. Zemherinin soğuğu kemiklerime işlerken, Gönlümde senin adın közleniyor. O ceylan bakışlarını, Gözbebeklerimin içinden ördüğüm altın bir kafeste saklıyorum; Kirpiklerimin gölgesinde taşıdığım Kutsal bir emanet gibi… Her gece uykunun karanlık kuyusuna indiğimde, Düşlerimin en ince dalında açan tek çiçek sensin. Kalbimdeki eski yaranın üzerine Adını sürüyorum merhem gibi. Ve artık biliyorum; Sen, zamanın pas tutmayan nakışı olarak Sol yanımd...