Hekimhan Ulugüney İstasyonunda Vagon Okul


Hekimhan Ulugüney İstasyonu

19 Haziran 2024 günü, yol arkadaşlarım Adil Aktaş ve Ömer Gül ile birlikte Malatya’dan yola çıktık. Amacımız, Malatya–Çetinkaya ana demiryolu hattı üzerinde yer alan Ulugüney İstasyonu’nu ve bir zamanlar burada var olan “vagon okulu” yerinde görmekti.

Her istasyon; kavuşmaların, ayrılıkların ve gurbete uzanan yolların ortak durağıdır. Bazı istasyonlar ise yalnızca trenleri değil, insan hayatlarını, umutları ve unutulmaz hikâyeleri taşır.

Rayların Üzerinde Bir Eğitim Destanı: Ulugüney Vagon Okul
​1970’li yılların Türkiye’sinde, Malatya’nın Hekimhan ilçesine bağlı Ulugüney Köyü’nde çocuklar için okul zili bir beton binada değil, demir rayların üzerinde yankılanıyordu. Şeker Fabrikası’na ait kantar binasından çıkarılınca okulsuz kalan çocuklar için eğitim, Devlet Demiryolları’nın "zimmetle" tahsis ettiği hurda bir yolcu vagonunda yeniden hayat buldu.
​Bu sıra dışı hikâye, Hekimhanlı gazeteci Fehmi Arıkan’ın deklanşöründen ve kaleminden dökülen haberle Türkiye’nin vicdanına dokundu. Arıkan’ın çektiği o unutulmaz fotoğrafta, kara tahtaya büyük harflerle “OKUL İSTİYORUZ” yazan 18 küçük yürek, aslında sadece bir bina değil, aydınlık bir gelecek talep ediyordu.
​Yokluğun İçinde Kurulan Bir Eğitim Sitesi
​Hayırsever Hüseyin Tormana’nın bağışladığı arsada, yan yana dizilmiş üç vagon; biri sınıf, biri öğretmen lojmanı, biri ise depo... Bu "raylar üzerindeki eğitim sitesi", yokluğun azimle nasıl alt edilebileceğinin simgesi oldu. Yıllar sonra gazeteci Vahap Uzunoğlu’nun da tekrar gündeme getirdiği bu vagon okul, Malatya’nın eğitim tarihindeki en hüzünlü ama en gururlu sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı.

​Bir Basın Çınarının Vedası: Fehmi Arıkan

Fotoğraf : Fehmi Arıkan
Malatya Haber.Com' dan alıntı

​Bu umut hikâyesini tozlu raflardan çıkarıp topluma mal eden kişi, Malatya basınının duayen ismi Fehmi Arıkan’dı. Hekimhan Demir Çelik İşletmesi’nden emekli olduktan sonra Malatya merkeze yerleşen Arıkan, hayatı boyunca sadece haber peşinde koşmadı; Hekimhan’ın kültür ve eğitim tarihine adeta tanıklık etti.
 Görüş Gazetesi, Hürriyet, Milliyet, TRT ve Anadolu Ajansı Hekimhan Muhabirliği yaptı.
Takvimler 29 Ekim 2019’u gösterip, tüm Türkiye’de Cumhuriyet Bayramı coşkusu yaşanırken; kalbi bu toprakların sevdasıyla çarpan Fehmi Arıkan, geçirdiği bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı. O, ardında sadece daktilosundan çıkan satırları değil; rayların üzerinde gelecek arayan çocukların umut dolu fotoğrafını ve Malatya’nın belleğine kazınmış onurlu bir meslek mirasını bıraktı.
​Onun şu sözü, aslında tüm ömrünün ve o meşhur vagon okul haberinin özeti gibiydi:
​"Onlar sadece bir vagonun içinde okumadılar; demiryolunun o sert çeliği üzerinde umudu yeşerttiler."

Son Karşılaşma ve Bir Devrin Vedası
​Malatya’nın kültür, eğitim ve basın tarihine yarım asrı aşkın süre boyunca damga vuran, araştırmacı kimliğiyle şehre ışık tutan duayen gazeteci 15 Aralık 2023 rahmetli olan Celal Yalvaç (Celal Amca) ile Fehmi Arlkan'ın sarsılmaz bir dostluk köprüsü kurmuştu. Celal Amca’nın ofisi, bu iki koca çınarın memleket meselelerini masaya yatırdığı, anılarını tazelediği ve Malatya’nın hafızasını diri tuttuğu en uğrak duraktı.
​Vefatından yaklaşık bir ay önce, o mütevazı ofiste gerçekleştirilen o son sohbete tanıklık etme şerefine ben de nail olmuştum. Kelimelerin arasına sığan o derin muhabbet, şimdi geriye bakınca sanki bir devrin sessiz ve vakur vedası gibiydi. Fehmi Arıkan’ın ani gidişi, bu dostluğun diğer yarısı olan Celal Yalvaç’ı derin bir yasa boğdu; en sevdiği yol arkadaşlarından birini ebediyete uğurlamanın ağır hüznünü yüreğinde taşıdı.

​Fehmi Arıkan' ın 
 28 Şubat 1979 tarihli Milliyet Gazete küpürü

Fotoğraf - haber: Hekimhan Medyadan alıntı

(Fotoğraf altı yazısı: Ulugüney köyü ilkokul öğrencileri öğrenim gördükleri DDY vagonu önünde öğretmenleri ile birlikte (üstte). Bir yolcu vagonunda eğitim gören öğrenciler tek dileklerini kara tahtaya yazdılar: “Okul istiyoruz” (altta) (FEHMİ ARIKAN)


Yitik Bir Miras: Vagon Okulun İzinde

Haziran sıcağının yeryüzünü kızgın bir demir gibi dağladığı bir öğle vakti, kaderine terk edilmiş Ulugüney İstasyonu’ndayız. Sessiz ve ıssız istasyon binası, tüm ihtişamıyla ayakta olsa da çevresindeki paslanmış raylar ve sararmış otlar derin bir hüzün kokuyor.


Anıların Issız Durağı

Buraya, bir zamanlar çocuk cıvıltılarıyla dolup taşan o meşhur Vagon Okul’u yerinde görmeye geldik. Ancak ne vagon kalmış ne de bir ayak izi... İstasyonun önündeki boş bir tahta sandalye, bizi geçmişin kalabalık günlerine götürüyor. Adil ve Ömer öğretmenimle birlikte bu yalnızlığa ortak oluyoruz; o sandalyeye oturup bu sessizliği bir fotoğrafla ölümsüzleştiriyoruz.

Zamanın Sessiz Tanığı

Eskiden burası; istasyon şeflerinin, hareket memurlarının ve makasçıların koşturduğu, yolcuların gurbete umut taşıdığı enerjik bir merkezdi. Şimdi ise kapıları kilitli, "Van Gogh sarısı" duvarları zamana karşı direnen yetim ve öksüz bir bina... Vagon Okulu'n akıbeti belirsiz olsa da Cumhuriyet’in en zor şartlarda bile eğitime verdiği önemin ruhu bu raylarda hâlâ asılı duruyor.

İstasyonun Malatya- Sivas yolundan arkadan görünüş8⁷ü

Yaşama Tutunan Dalların Gölgesinde

İstasyon binasının yanında, susuzluğa inat yeşil kalan çınar, dut ve elma ağaçları tek yaşam belirtisi. Kuş cıvıltıları bu derin sessizliği bozan neşeli bir melodi gibi... Dalından yediğimiz dutların yapış yapış şiresini istasyonun serin çeşmesinde yıkarken, bu hüzünlü atmosferde küçük bir nefes alıyoruz.


Bir Vefa Borcu

Ulugüney’in bu hüzünlü hali, Anadolu’nun pek çok unutulmuş köy okulu ve istasyonunun kaderini yansıtıyor. Binalar yıkılsa, vagonlar kaldırılsa da bu hikâyeyi araştırıp yazmak; geçmişin fedakarlıklarını bugüne taşımak adına bizim için kutsal bir sorumluluktur.

Bir Öğretmenin İzinde: Rayların Sessiz Kahramanı Abdullah Göğebakan

​Ulugüney Vagon Okulu’nun tozlu hatıraları arasında dolaşırken, zihnimi tek bir soru kurcalıyordu: Bu demir yığınına ruh üfleyen, çocukların elinden tutan o öğretmen kimdi? Cevap, Hekimhan İlçe Milli Eğitim Müdürü Pirvani Temelli Bey’in telefonuna düşen o isimle geldi: Abdullah Göğebakan.
​Bu isim bende tanıdık bir yankı uyandırdı. Onu Gazi Lisesi’ndeki vakur duruşuyla tanıyor, biliyordum. Ancak ne acıdır ki; 39 yılını eğitime adamış bu çınar, 2016 yılında 60 yaşında ansızın aramızdan ayrılmıştı. Onunla geçirdiğimiz vakitlerde, mütevazılığının bir gereği olsa gerek, bir vagonun içinde yazdığı o destansı hikâyeden bize hiç bahsetmemişti.

  Gazi Lisesi Müdür Abdullah Göğebakan ve öğretmenler

 Meğer o, rayların üzerinde sessiz sedasız bir aydınlanma mücadelesi vermiş, devasa bir öyküyü yüreğinde saklamış. ​Kader, bizi Abdullah Öğretmen’in izine yeniden düşürdü. Oğlu, kıymetli dostum resim öğretmeni ve heykeltıraş Cengiz Göğebakan’ın atölyesinde, 7 Temmuz 2024 Pazar günü bir araya geldik. Atölyedeki boya ve yontu kokularına karışan geçmiş zaman esintisiyle babasını ve o vagonu konuşmaya başladık. Cengiz Bey babasını anlatırken, sadece bir öğretmeni değil; babasının elindeki tebeşir tozundan, demir vagonun kışın buz kesen saclarına, yazın ise kavuran sıcağına kadar her detayı yeniden canlandırdı.
​Birkaç yıl önce aynı atölyede ettiğimiz o kısa sohbet, şimdi dev bir nehre dönüşmüş; Abdullah Öğretmen’in vagon okulda çocukların hayatına dokunuşu, bir heykelin son rötüşları gibi zihnimizde şekillenmeye başlamıştı.
Ulugüney İstasyonu Vagon Okul Hatıraları

 Raylarda Bir Çocukluk: Cengiz Göğebakan ile Hasret Söyleşisi

​Bu araştırmanın en kıymetli durağı, vagonların içinde büyüyen resim öğretmeni ve heykeltıraş Cengiz Göğebakan ile yaptığımız söyleşiydi. 

 Fotoğraf : Cengiz  Göğebakan,  Fikri Demirtaş 

​Soru: Cengiz Bey, Ulugüney’deki yaşamınızda sadece bir okul değil, aslında ailenizin kurduğu koca bir dünya vardı. Babanız Abdullah Hoca’yı bir çocuk ve öğrenci gözüyle nasıl anlatırsınız?

​Cengiz Göğebakan: 
1972 yılı... Babamın tayini Sivas'tan Hekimhan'a bağlı Ulugüney mezrasına çıktı. Küçük bir yerleşim yeri, sessiz ve sakin. 7- 8 tane ev var. Babamın tayin olduğu yerde okul yoktu. Ulugüney istasyonun yerleşkesinde Şeker fabrikasına ait bir kantar binası ilkokul olarak kullanılıyordu. Okulun İki odası vardı, biri derslik, diğeri ise bizim lojmanımız. Çocuk gözlerimizle baktığımızda o kantar binası bize ne kadar büyük görünüyormuş meğer...

 Şeker Fabrikasına ait Kantar binası  ilkokul

Sonra istasyon binasının çaprazında, iki ahşap vagon diğeri ise protokol müdür vagonu. Vagonlar U şeklinde yerleştirilmişti . Bir anda yeni okulumuz oluverdi.
O ahşap vagon evimizde geçen günler, hafızamda hala canlı. Vagonun pencerelerinden dışarıyı izlemek, kış gecelerinin soğuğunu hissetmek... Vagon evimizdeki her köşe, her duvar birer anıya dönüşmüştü.
Babam benim hem babam hem de ilk öğretmenimdi. Ama Ulugüney için bundan çok daha fazlasıydı; cehaleti kendine dert edinmiş bir meşaleydi. Özellikle kız çocuklarının okuması için çırpınırdı. Köylünün radyosunu tamir eder, dilekçesini yazar, herkesin akıl danıştığı bir rehber olurdu. Benim bugün bir heykeltıraş ve resim öğretmeni olmamın temeli de ondadır. Babamın muazzam bir resim yeteneği ve matematik zekası vardı; yazısı, rakamları ve imzası bir tablo kadar estetikti. Sanatçı ruhu genetik bir miras gibi ondan bana geçti.

​Soru: Peki ya anneniz? O ıssız istasyonda bir vagonu nasıl "yuva" yaptı?
​Cengiz Göğebakan: 

Fotoğraf alıntı , işçi vagonu ev

Annem oranın sessiz kahramanıydı. Gelir gelmez annem ve babam vagonun önündeki yamacı belleyip terasladılar; orayı el birliğiyle devasa bir bahçeye dönüştürdüler. Toprak anayı ilk orada tanıdım, terim toprağa ilk orada düştü. Annem, kendi köyünden getirdiği çiçek ve sebze tohumlarını komşu kadınlarla paylaşır, onlara toprakla uğraşmayı öğretirdi. Bir de emektar Singer dikiş makinesi vardı; komşu kadınlara şalvar, çocuklara okul önlüğü dikerdi. Muharrem ayında o vagon eve gelen o sitil sitil aşurelerin tadı hâlâ damağımdadır. Paylaşmayı ve komşuluğu o dar vagonun geniş gönlünde öğrendik.

Soru: Bir vagonun içine sığan "ev" hayatını bize anlatır mısınız? Nasıl bir yerdi o vagon ev?
​Cengiz Göğebakan: Evimiz iki vagondan oluşuyordu. Kapısı diğer evler gibi anahtarla değil, devasa bir demir sürgüyle kilitlenirdi. Dışı ahşap, içi demirdi ama köylülerin yardımıyla iç duvarları tuğla ile örülmüştü. Bu yüzden kışın dışarıda metrelerce kar varken içersi sıcacıktan olurdu. İki oda ve bir mutfaktan oluşan, dar ama huzuru geniş bir yuvaydı. Pencerelerimizde demir parmaklık yoktu; geceleri bozkırın sessizliğini, kışın ise camlara vuran kar tanelerini izleyerek büyüdük. Kitaplara olan düşkünlüğüm de oradan gelir; çünkü bir mekânda değil, aslında hareket etmeye hazır bir hayalin içinde yaşıyorduk. Her köşesi, her sürgüsü çocukluk masumiyetimizin birer anısına dönüştü.

​Soru: Bize vagon okulun içini biraz betimler misiniz? Bir vagonun sınıfa dönüşmüş hali nasıldı?
​Cengiz Göğebakan: Okulumuzun girişinde 6-7 basamaklı demir bir merdiven ve önünde küçük bir balkon vardı; İstiklal Marşı’nı orada okurduk. İçeri girdiğinizde sizi kendine has bir koku karşılardı; tozlu tebeşir, eski deri ve demir karışımı bir koku... Vagonun içine karşılıklı bakacak şekilde yeşil meşin koltuklar dizilmişti. Biz o yumuşak ama vakur koltuklarda ders işlerdik. Sınıfın en önünde kara bir tahta, üzerinde Atatürk portresi ve şanlı bayrağımız asılıydı. Yan duvarlarda asılı olan Türkiye ve dünya haritaları, vagonun o dar hacminden bizi çıkarıp uzak diyarlara götürürdü. Pencerelerimizde demir parmaklık yoktu; dışarıdaki uçsuz buçaksız bozkırı izleyerek hayallere dalardık. 15-20 çocuk, 1'den 5'e kadar birleştirilmiş sınıfta, o daracık ama dünyaya bedel mekânda bir bütün olurduk.
Soru: Trenler istasyona yanaştığında o küçük dünyanız nasıl şenlenirdi?
​Cengiz Göğebakan: İstasyon bir anda panayır yerine dönerdi! Günde en az altı tren geçerdi. Kardeşimle birlikte yolculara su, ayran, meyve satardık. İnsan sarrafı olmayı orada öğrendim; kimi bardağımı kırıp paramı vermezdi, kimi ayranın on katı parasını bırakırdı. O trenlerin kömür kokusu ve gürültüsü, sessiz bozkırımızın neşesiydi.
Soru: Bugün bir sanatçı olarak baktığınızda, Ulugüney sizin ruhunuzda nasıl bir iz bıraktı?
​Cengiz Göğebakan: Can Yücel der ya; "Bir insanın memleketi çocukluğunun geçtiği yerdir." Benim asıl memleketim Ulugüney İstasyonu’dur. O vagon evde pencerelerden dışarıyı izlemek, kışın metrelerce kar yağarken bile eğitimin aksamadığını görmek beni ben yaptı. Bugün o vagonlar yerinde yok ama benim çocukluğum, babamın sanatçı eli ve annemden kalan o paylaşma kültürü hâlâ o rayların üzerinde yaşıyor.

​Raylarda Bir Eğitim Destanı: Vahap Uzunoğlu ile "Vagon Okul" Üzerine

Vahap Uzunoğlu, Fikri Demirtaş

Vahap Uzunoğlu, eğitimci, emekli cezaevi müdürü, Ankara Kent Konseyi üyesi ve Hekimhan Derneği Başkanı.

​Soru: Sayın Uzunoğlu, 1976 yılında Hekimhan’da muhabirlik yaparken bir vagonun okul olduğunu duydunuz. Oraya gidiş hikâyenizi anlatır mısınız?
Vahap Uzunoğlu: Hiç unutmam, o dönem Hürriyet Haber Ajansı için çalışıyordum. Arkadaşım Osman Çavdar’ın emektar Murat 124 arabasına atladık, tozlu yolları aşarak Ulugüney istasyonuna vardık. Aslında vagon okulun ilk haberini 1974’te rahmetli Fehmi Arıkan yapmıştı ama ben o yuvanın içindeki ruhu yerinde görmek istedim 

Soru: Bir vagonun içine girdiğinizde nasıl bir manzarayla karşılaştınız? Şartlar nasıldı?
​Vahap Uzunoğlu: Karşımda fedakâr bir öğretmen, Abdullah Göğebakan vardı. Sivas’tan tayinle gelmiş, bina bulamayınca önce şeker fabrikasının kantar binasını kullanmış, sonra bu vagonu okula çevirmişti. Kapısında kocaman "Milli Eğitim Bakanlığı Ulugüney İlkokulu" yazıyordu. İçeride demir rayların sesi yankılanırken, 16 çocuk —ki çoğu kız öğrencimizdi— Atatürk portresinin altında ders işliyordu. Güneş ışığı vagonun pencerelerinden sızarken o çocukların gözündeki ışığı görmek her şeye değerdi.
Soru: Haberiniz yayınlandıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?
​Vahap Uzunoğlu: Haber, Hürriyet’te manşet olunca yer yerinden oynadı. Genel Müdürümüz Oktay Ekşi ve Bölge Müdürümüz Kamil Başaran’dan büyük takdir aldım. Hatta 1981 yılında Milli Eğitim Dergisi bu vagonun fotoğrafını kapak yaptı. Bu, imkânsızlığın içinde yeşeren eğitimin zaferiydi.
Soru: Bugün o vagon okuldan geriye ne kaldı sizce?
​Vahap Uzunoğlu: Belki o vagon artık orada değil ama bıraktığı miras baki. Ulugüney Vagon Okulu bize şunu öğretti: Eğer bir yerde bir öğretmen ve öğrenmeye aç bir çocuk varsa, orada okul her yerdir. Bu hikâye, geçmişten bugüne eğitime adanmışlığın ve her koşulda direnişin hikâyesidir.

Rayların Gölgesinde Şifa Dağıtmak: Sağlık Memuru Adil Aktaş’ın Anıları

 Fikri Demirtaş   Adil Aktaş 

​Soru: Sayın Aktaş, 1970’li yılların sonunda Hasançelebi Sağlık Ocağı’nda görev yaparken "Vagon Okul" ile yolunuz nasıl kesişti?
​Adil Aktaş: (Tam o sırada uzaktan homurtulu bir tren düdüğü duyulur, uğultuyla geçen tren gözden kaybolurken gülümseyerek anlatmaya başlar...) İşte bu ses gibiydi her şey. 1978 ve 1981 yılları arasında bölgedeki köylerden sorumluyduk. Ulugüney İstasyonu’nun hemen arkasında, rayların 100 metre ötesinde eski bir yolcu vagonu dururdu. İçinde hayat vardı, çocuklar vardı. O vagon bizim için sadece bir okul değil, rutin sağlık taramalarımızın ve aşı duraklarımızın en özel adresiydi.

​Soru: Bir vagonun içine girip çocuklara sağlık hizmeti vermek nasıl bir duyguydu?
​Adil Aktaş: Olağanüstü bir disiplin ve samimiyet vardı. İstasyon personelinin ve çevre evlerin çocukları o daracık ama sevgi dolu vagona sığmıştı. Ben sağlık memuru olarak düzenli aralıklarla gider, o demir yığını içindeki minik yüreklerin aşılarını yapar, sağlık taramalarını gerçekleştirirdim. Beyaz önlüğümle vagonun basamaklarını tırmandığım o anlar hala gözlerimin önündedir.
Fotoğraf: Alıntı
​Soru: O vagon okulun sizin hafızanızdaki yeri nedir?
​Adil Aktaş: 1981 Mart ayında Hasan Çelebi'den ayrıldım ama o vagonun silueti zihnime kazındı. Bugün görsem hemen tanırım. O sadece eski bir yolcu vagonu değildi; Anadolu’nun en ücra köşesinde hem eğitimin hem de sağlığın her türlü imkânsızlığa rağmen nasıl dimdik ayakta durduğunun bir simgesiydi. Rayların üzerindeki o küçük sınıfta, bizler de sağlık neferleri olarak birer iz bıraktık.

​Rayların Kalbindeki Hayat:Hareket Memuru Ali Kılıç İle Ulugüney Söyleşisi

Soru: Sayın Kılıç, 1976-1980 yılları arasında Ulugüney İstasyonu’nda görev yaptınız. O dönem istasyon sadece trenlerin geçtiği bir yer miydi?

Ali Kılıç: Asla. Ulugüney o zamanlar çevredeki onca köy ve mezra için bölgenin sosyal, kültürel ve ticari kalbiydi. Üç bakkalımız vardı; yedi demiryolu personeli ve onlarca işçiyle burası adeta küçük bir kasaba gibi canlıydı. Benim oğlum Sedat dahil, istasyon personelinin tüm çocukları o meşhur vagon okulda yetiştik.

Soru: Vagon Okulun yapısı ve öğretmenleri hakkında neler hatırlıyorsunuz?

Ali Kılıç: İstasyonun 150 metre arkasında, bir yolcu vagonundan dönüştürülmüş bir okul ve iki işçi vagonundan oluşan lojmanlar vardı. Abdullah Göğebakan ve Gülşah öğretmenlerimiz sadece ders vermezdi. Özellikle Abdullah Hoca; köylünün resmi yazışmalarını yapar, bozulan radyolarını tamir ederdi. Okulun kütüphanesi sayesinde tüm bölge kitapla tanışmıştı. Milli bayramlar o istasyon bahçesinde bir başka coşkuyla kutlanırdı.

Soru: O günlerin canlılığı ile bugünkü sessizliği kıyaslarsak neler söylersiniz?

Ali Kılıç: 1990’lara kadar o ruhu koruduk. Ancak zamanla her şey değişti. O cıvıl cıvıl istasyon, o can damarı okul kaderine terk edildi. Kamelyalar devrildi, o güzelim ağaçlar kesildi, çeşmeler kurudu. Şimdi oradan geçtiğimde sadece hüzün duyuyorum.

Soru: Vagon Okul sizin için ne ifade ediyor?

Ali Kılıç: Vagon Okul bizim için sadece bir bina değil, bir aidiyet duygusuydu. Eğitimin ve yaşamın raylar üzerinde nasıl birleştiğinin kanıtıydı. O günlerin anısı, bize geçmişin değerini ve okumanın her şartta ne kadar kutsal olduğunu hatırlatan bir penceredir..."

Ali Kılıç'ın anıları, bize Ulugüney'in ve vagon okulun altın çağını anlatan bir pencere açıyor. Bu anılar, bir dönemin ruhunu ve o dönemde yaşayan insanların hayatlarını yansıtıyor.
                                            
TCDD’ nin eğitim hizmetleri , Vagon Okullar

Bu demiryolu hattı, 1936-1937 yılları arasında, o zamanki adıyla Devlet Demiryolları Umum Müdürlüğü olan TCDD tarafından inşa edilmiştir. Eski bir gazete olan Tan'ın 15 Haziran 1937 tarihli arşivinde bu hattın yapımına dair haberler bulmak mümkündür.

Tan 15 Haziran 1937 gazete arşivi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Eğitimdeki yenilikleri, halk sağlığına ilişkin yararlı bilgileri Anadolu insanının ayağına götürülsün, insanımız kendisi ve çevresi konusunda bilgi ve bilinç sahibi olsun, Anadolu’da görevli insanlar Cumhuriyet yönetimini yanlarında görerek güç alsınlar istenmiştir.
                                             
"Devlet Demiryolları (TCDD) tarafından, demiryolu hatları boyunca ulaşımı zor olan bölgelerdeki çocukların eğitimi için vagonlardan dönüştürülerek kurulan ilkokullara Devlet Demiryolları Vagon Okulları adı verilmiştir. Bu okullar, 1937 yılından 1980'li yıllara kadar Türkiye'nin birçok yerinde faaliyet göstermiştir.

Raylarda Parlayan Cumhuriyet Işığı: Ulugüney Vagon Okulu
​Ulaşım ve Eğitimin Kesiştiği Nokta
Türkiye’nin eğitim tarihinde "Vagon Okullar", Cumhuriyet’in en uzak mecralara bile ışık götürme kararlılığının bir anıtıdır. Malatya-Hekimhan hattındaki Ulugüney İstasyonu, sadece trenlerin durakladığı bir durak değil; demiryolu personeli, istasyon işçileri ve çevredeki yoksul köyler için eğitimin kalbinin attığı bir merkezdi.
​Demiryolu Camiası ve Köylere Umut Işığı
İstasyonda görev yapan hareket memurlarından makasçılara, bakımdaki işçilerden çevre köylerde yaşayanlara kadar herkes için bu okul bir "can simidi" olmuştur. Ulaşım ağının sağladığı imkânlarla raylar üzerine kurulan bu yuva; sınırlı şartlara rağmen demiryolu çocuklarına ve mezralardan gelen öğrencilere kapılarını açarak, bölgedeki eğitim açığını büyük bir azimle kapatmıştır.
​Kömür Kokusu ve Tebeşir Tozu
Bu sıra dışı sınıfta çocuklar; rayların uğultusu, tren düdükleri ve kömür kokusu eşliğinde geleceğe hazırlandılar. Trenlerin her geçişi, dış dünyadan gelen bir selam; her düdük sesi ise uzak diyarların hayaliydi. Vagonun pencerelerinden sızan gün ışığı, fedakâr öğretmenlerin eliyle bilgiye aç zihinleri aydınlatmış; demiryolu personelinin yaşama tutunma motivasyonunu artırmıştır.
​Geleceğe Miras ve Vefa

Fotoğraf alıntı Doktor (Sıhhiye) Vagonu'

Hekimhan-Ulugüney’deki bu yaratıcı çözüm, yerel ihtiyaçların dikkate alındığı eğitim projelerine altın harflerle yazılmıştır. Bugün Ankara’da Atatürk Vagonu, İzmir’de Sıhhiye Vagonu nasıl korunuyorsa; Ulugüney’deki vagon okulun hatırası da Malatya Garı önünde müzeleşerek yaşatılmalıdır.
Malatya Gar 
6 Şubat Deprem sonrası Restorasyon  yapılmış görünümü

Bugün Ulugüney sessiz, vagonlar ise çoktan raylardan çekilmiş olabilir. Ancak bu yazı; o kutsal çabanın, o yolu aşındıran sağlıkçıların ve bu destanı kaleme alanların unutulmaması için bir vefa borçudur. Çünkü bu hikâye bize şunu fısıldar: Eğitim, sadece binalarla değil; raylar üzerinde bile olsa büyük bir inançla başlar.

Yazı ve fotoğraflar: Fikri Demirtaş 

Fotoğraf Galerisi


İstasyonda Çam, dut ve elma ağacı




 Malatya Gar



İstasyon binasının arkadan görünüşü

                                   İstasyon  Çeşmesi




Fotoğraf alıntı: Bir Sevdadır Demiryolu Facebook- Seyfettin Demir
İstasyonda su satan çocuklar 

Fotoğraf: Malatya Gar. 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Malatya’nın Son Kalesi: Türkşeker Malatya Şeker Fabrikası Sıradaki Kurban mı? Şeker Camii Yerinde Şeker Camii Kalmalı

Malatyalı Ermenilerin Kadim Sofrası: Narlıkapı’da Miçink Buluşması

Alıçla Gelen Bereket: Malatya’da Yeni Bir Tarımsal Değer