Çanakkale Ruhu Yaşıyor: Kocaseyit Onbaşı (Anıt Mezar)


Zeytin Dalları Arasında Bir Vatan Kalbi  Havran ve Koca Seyit

​Bugün yolum, Balıkesir’in maviye kıyısı olmayan ama yeşilin binbir tonuyla denize nazire yapan ilçesi Havran’a düştü. Havran, sadece leblebisinin kavruk kokusu ya da höşmerimin damakta bıraktığı o eşsiz tadıyla değil; bağrından çıkardığı koca yürekli bir kahramanla, Seyit Onbaşı ile nefes alan bir toprak parçası. Komşu ilçelerin deniz turizmine inat, burası köklerini toprağın derinliklerine salmış zeytin ağaçlarıyla başka bir hikaye anlatıyor.

​Yokuşlar ve Gümüş Yapraklı Şahitler

Havran’dan ayrılıp Koca Seyit Köyü’ne doğru tırmanırken, yolun her iki yanını saran zeytin ağaçları adeta birer onur kıtası gibi bizi selamlıyordu. İnönü Köyü’nü geride bırakırken, ağaçların gölgesinde son hasadın bereketini toplayan çiftçilere rastladık. Toprakla hemhal olmuş ellerin yorgunluğu, yüzlerindeki o asil tebessümle siliniyordu. Zeytin ağaçları, bu insanların kaderiydi; tıpkı onlar gibi dirençli, tıpkı onlar gibi cömert...

​Devleşen Bir Ruhun Huzurunda


14 kilometrelik kıvrımlı yolların sonunda, nihayet o kutlu noktaya; Koca Seyit Anıtı ve Müzesi’ne vardık. 8 Eylül 2006’dan beri ziyaretçilerini ağırlayan bu anıt, sadece mermer ve taştan ibaret değil; bir milletin "Bitti" denilen yerden yeniden doğuşunun simgesi. 215 okkalık mermiyi sırtlayan o devasa ruhun huzurunda durduğumda, zamanın durduğunu hissettim.

​Müzenin sessizliği içinde gezerken, tarihin tozlu sayfalarından süzülüp gelen vatan sevgisi genzimizi yaktı. Koca Seyit’in mezarı başında edilen her dua, Kazdağları’nın serin rüzgârıyla birleşip zeytin yapraklarına fısıldanıyordu. O, tıpkı bu coğrafyanın asırlık ağaçları gibi; sarsılmaz, eğilmez ve bu topraklara sımsıkı bağlı...

​Doğanın ve Tarihin Kesiştiği Nokta

​Dönüş yolunda zeytin ağaçlarına artık birer bitki olarak değil, birer tarih şahidi olarak bakıyordum. Bu topraklar bize şunu hatırlatıyordu: Hayatın fırtınalarına karşı dimdik durmak, köklerine sahip çıkmak ve geleceğe her zaman yeşil bir umutla bakmak... Havran’ın bu vakur köşesinde yaptığım yolculuk, ruhumda hem doğanın zarafetini hem de tarihin derinliklerini birleştiren silinmez bir iz bıraktı.


Çanakkale Savaşı: Bir Milletin Ortak Destanı

​Birinci Dünya Savaşı'nın en kritik dönemeçlerinden biri olan 1915-1916 Çanakkale Savaşı, Gelibolu Yarımadası'nda Osmanlı Devleti'nin; İngiltere, Fransa ve müttefiklerine karşı verdiği devasa bir varlık mücadelesidir. Bu cephe, Türk ve Alman kuvvetlerinin binlerce kilometrelik bir alanda ortak düşmanlara karşı sergilediği iş birliğinin en önemli halkalarından biridir.

​Çok Kültürlü Bir Direniş Ruhu
​Çanakkale’yi geçilmez kılan irade, imparatorluğun her köşesinden gelen farklı kimliklerin ortak harcıyla yoğrulmuştur. Osmanlı ordusunda sadece Türkler değil; Kürtler, Araplar, Çerkezler, Boşnaklar, Gürcüler ve Arnavutlar da en ön safta yer almıştır.
​Bu destansı direnişin az bilinen ancak en kıymetli yönlerinden biri de gayrimüslim vatandaşlarımızın katkısıdır:
​Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler; asker, komutan ve doktor olarak cephede görev almışlardır.
​Mezar taşlarında Mehmetçiklerle yan yana; Agop, Artin, Bedros, Panayot, Yorgi, Nikola, Konstantin ve Dimitri gibi isimler yazılıdır.
​Dinleri farklı olsa da kaderleri ve ölüm tarihleri birdir: 1915.

Çanakkale’de toprağa düşen her can, adı ister şehit olsun ister olmasın, bu toprakların ebedi ve onurlu bir parçasıdır.
​Belki de en yalın gerçek şudur:
Bu vatanın bağrında nefesi kesilen her ruh, bizimdir. Gölgede kalanları, adı anılmayanları ve hafızalardan silinmek istenenleri; ayırmadan, bölmeden, sonsuz bir hürmetle anıyorum. Toprak hepsini bir kucakladı, biz de öyle anıyoruz.

​Tarihin Gördüğü En Büyük Donanmaya Karşı

​Çanakkale, o güne dek bir araya gelmiş en büyük donanmanın mevzilere ölüm kustuğu, ancak çelik zırhlıların inanç karşısında diz çöktüğü yerdir. Türk milletinin hafızasında derin izler bırakan bu zafer, sadece bir askeri başarı değil, bir milletin küllerinden doğuşunun müjdecisidir.

​Edebiyatta Çanakkale: Mehmet Akif Ersoy
​İstiklal Marşı'mızın şairi Mehmet Akif Ersoy, bu büyük mücadelenin ruhunu "Çanakkale Şehitlerine" adlı şiiriyle ölümsüzleştirmiştir. Akif, bu dizeleriyle adeta tüm milletin hissiyatına tercüman olmuştur:

 ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle “Bu: Bir Avrupalı!”
Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Çanakkale;  farklı inançlardan insanların ortak vatan sevgisiyle kazanılmış bir insanlık ve onur zaferidir.

Kaz Dağları’ndan Çanakkale’ye: Bir Vatanın Nabzı
​Emekli bir Türk öğretmeni olmanın verdiği tarihi sorumluluk ve bu toprakların feryadını yüreğinde hisseden bir evlat vakarıyla yazıyorum bu satırları...
​Sırtını Kaz Dağları’nın zeytin ve çam kokulu eteklerine yaslamış, tarihin gördüğü en karanlık emperyalist işgallere göğüs germiş o mukaddes topraklardan sesleniyorum sizlere. Burası; her karışında bir şehidin son nefesi, her taşında bir gazinin alın teri olan, efsanevi Çanakkale’dir. Genç-yaşlı, kadın-erkek demeden; cephane yüklü kağnıların gıcırtısıyla, katırların yorgun adımlarıyla örülen bu destanda, bir millet istiklali için nefesinden vazgeçti. Toprak damlı evlerden yükselen ağıtlar, dağların zirvelerine ulaşıp göğe karışırken; bizler bugün "Şehitler Yurdu" olarak anılan bu kutlu mirasın bekçileriyiz.
​Koca Seyit’in Huzurunda
​Bu destanın simgesi, koca bir donanmaya tek başına meydan okuyan Seyit Onbaşı’dır. O, savaşın ardından şan şöhret istememiş; yine sırtını o mağrur Kaz Dağları’na yaslamış, Havran’ın Kocaseyit Köyü’nde zeytin ağaçlarının gölgesinde mütevazı bir hayata dönmüştü.
​Bugün sizlere tam da oradan; kahramanımızın ebedi istirahatgahından, anısının yaşatıldığı o vakur müzeden sesleniyorum:
​Kocaseyit Müzesi ve Anıtı: 
4 dönümlük bir alanda yükselen bu kutsal mekan; Seyit Onbaşı’nın devleştiği o anı temsil eden heykeli, Atatürk’ün ona olan hürmetini simgeleyen anıtı ve savaşın soğuk yüzünü hatırlatan toplarıyla ziyaretçilerini ağırlıyor.
​Bir Mirasın İzinde: Burada sadece bir müze gezmiyor, bir milletin küllerinden doğuşuna şahitlik ediyorsunuz.
​Gelin dostlar; bu toprakların feryadını dindirmek, kahramanlarımızın aziz hatırasını taze tutmak ve bu eşsiz mirası gelecek nesillere taşımak için bu ruhu hep birlikte yaşatalım.
​"Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı: Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı."


Koca Seyit'in Ebedi Anıtı: Bir Kahramanlık Destanı
Kaz Dağları'nın eteklerinde, zeytin ağaçlarının gölgesinde yer alan Koca Seyit Köyü, Türk milletinin kahramanlarından Seyit Onbaşı'nın ebediyete intikal ettiği yerdir. Bu topraklar, sadece bir köyün sınırlarını aşan, tüm Türkiye'nin ortak hafızasında yer eden bir destanın sahnesidir.
Seyit Onbaşı'nın kahramanlığına adanan anıt ve müze kompleksi, 4 dönümlük geniş bir alanda ziyaretçilerini karşılamaktadır. 


Anıt alanında, rahmetli Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından tasarlanan ve Seyit Onbaşı'nın gücünü ve azmini gözler önüne seren heykel, ziyaretçileri adeta geçmişe bir yolculuğa çıkarır. Heykelin karşısında yer alan Atatürk heykeli ise, büyük önderin Çanakkale Zaferi'ndeki liderliğini ve askerlerine olan güvenini simgeler. Anıt alanındaki en dikkat çekici detay ise, Seyit Onbaşı'nın 276 kg' lık top mermisini kaldırarak topa yerleştirdiği o anı ölümsüzleştiren heykeldir. Bu heykel, Türk milletinin azim ve kararlılığının bir sembolü olarak gökyüzüne uzanır. Yanında yer alan batırılan Ocean gemisinin heykeli ise, Seyit Onbaşı'nın bu destansı kahramanlığının ne denli önemli bir zafer olduğunu gözler önüne serer.



Anıtın üzerinde yer alan iki yazıttan birinde: 

"Çanakkale Dünyada Siper Savaşlarının En Çetin Yaşandığı Muharebe Alanlarından Biri
Gazi Mustafa Kemal Atatürk askerlerine; ‘Size ölmeyi emrediyorum’ dediği ve taarruz emrini verdiği bu siperlerde özellikle bomba sırtı vakasında siperdeki Mehmetçiğin nasıl metanetli olduğunu, nasıl cesaretli olduğunu hepimiz çok yakından biliyoruz. Mustafa Kemal Atatürk bomba sırtı vakasını anlatırken; "Siperler arası 8 metre. Yani ölüm muhakkak. 3 dakika önce gelen bölüğün tamamı şehit olmuş. Yeni gelenler bunu biliyor ve bir 3 dakika sonra kendisinin de şehit olacağının farkında ilerliyor. Ama ne ilerleme! Bir an bile sarsılma, durma, geriye bakmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’an okuyor bilmeyenler Kelime-i şahadet getiriyor. Az sonra öleceğini bile bile gözünü kırpmadan şahadete gidiyor. İşte Çanakkale Savaşlarının zaferle sonuçlanmasını sağlayan şey milletimiz ve onun askerindeki bu yüce ruhtur" ifadelerini kullanmıştır."
"Seyit Onbaşı'nın kızının torunu olan ve Kocaseyit Müzesi'nde görev yapan Muhammet Yıkar, AA muhabirine, Koca Seyit'in 9 yıl askerlik yaptıktan sonra köyüne döndüğünü söyledi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, savaşlardan 11 yıl sonra Havran'a yol açılışı için geldiğini belirten Yıkar, şunları kaydetti:

"Atatürk, açılıştan sonra nahiye müdürüne 'Bu bölgede bir Seyit Onbaşı olacaktı, benim onu görmem lazım' demiş. Seyit Onbaşı eve gelerek kendisini Atatürk'ün yanına götürecek olan askerlere kıyafetinin uygun olmadığı için gidemeyeceğini söylemiş. Daha sonra askerlerle Edremit'e giden Seyit Onbaşı'nın durumunu gören nahiye müdürü, Seyit Onbaşı'yı tıraş ettirip elini ayağını yıkattırıyor. Sabah da kendi ceketini giydiriyor. Koca Seyit uzun boylu olduğu için de nahiye müdürünün ceketi küçük gelmiş. Kolları kısa, yakası bir araya gelmemiş. Atatürk, Seyit Onbaşı ile sohbet ederken ona 'Sen savaşın kaderini değiştirdin, buraya gelmişken sana maaş bağlayıp gideyim' demiş. Koca Seyit de 'Hayır Paşam, biz o zaman görevimizi yaptık, maaş için değil' demiş, istememiş. Sadece, odun kömürü işi yaptığı için ormancıların, jandarmanın kendisine çok karışmamasını istemiş. Atatürk de nahiye müdürüne o şekilde talimat vermiş."

Anıttaki diğer yazıt ise;
 Orhan Şaik Gökyay'ın "Bu Vatan Kimin" şiiri.

BU VATAN KİMİN 
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda 
Kendini tarihe verenlerindir.
......
Bu kitabeler ziyaretçilerin yüreğinde derin izler bırakır. Atatürk'ün kaleme aldığı yazısı ve şiir, vatan sevgisinin ne denli büyük bir güç olduğunu ve şehitlerimizin bu vatan için canlarını feda ettiklerini hatırlatır.


Müzede ise Seyit Onbaşı'nın hayatı, Çanakkale Savaşı ve o unutulmaz 18 Mart günü hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır. Ziyaretçiler, müzede sergilenen eşyalar ve fotoğraflar sayesinde, o günleri daha yakından hissedebilirler.

 Koca Seyit inanılmaz bir olayı gerçekleştirir 276 kg.lık top  mermisini kaldırır ve ateşe başlar üçüncü atışında Ocean gemisini dümen tertibatından vurur ve Ocean'da savaş dışı kalır. Fakat ertesi gün Koca Seyit, fotoğrafını çekmek için gelen Savunma Bakanlığı heyetinin karşısında aynı başarıyı sergileyemez  Koca Seyit heyete dönerek 'Hayır o bir defa olur, o lazım olduğu anda, savaş sırasında Allah'ın yardımıyla o top mermisini kaldırdık' diye cevap vermiştir." Bu sözler, Seyit Onbaşı'nın kahramanlığının sırrını açıklar niteliktedir.

Bu da Türk askerinin inandığı durumlarda neler yapabileceğinin en basit şekilde göstergesidir. Bu başarısından ötürü Koca Seyide Onbaşı rütbesi verilir.İlerleyen dakikalarda birkaç zırhlısını kaybeden müttefik donanması boğazı geçemeyeceğini anlar ve geri çekilmeye başlar. Müttefik donanmasının çekilişini izleyen Müstahkem Mevki Komutanı Malatya Arapgirli Cevat  Paşa'nın sözleri ' gittiler, geçemediler, geçemeyecekler olmuştur.'

Kocaseyit köyündeki bu anıt ve müze, sadece bir mekan değil, aynı zamanda Türk milletinin ortak hafızasıdır. Burayı ziyaret eden herkes, Seyit Onbaşı gibi nice kahramanın sayesinde bugün özgürce yaşadığımızın bilincinde olacaktır.

Seyit Onbaşı Hakkında

Çanakkale muharebeleri sırasında kaldırdığı 276 Kg.lık top mermisini kaldırıp taşımasıyla ünlenen ve tarihe geçen Kocaseyit 1889 yılında Havran ilçesinin Çamlık(eski adı Manastır’dır) Köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Cuburoğulları ailesinden Abdurrahman annesi ise aynı köyden Emine Kadın’dır. Aynı köyden Şakir kızı Emine ile evlenerek beş çocuğu dünyaya gelmiştir. Cumhuriyet döneminde “Çabuk” soyadını aldı.

Koca Seyit Askerlik çağına gelince pek çok yaşıtıyla birlikte topçu neferi olarak, Çanakkale’de bulunan Mecidiye Tabyası’nda görev alır. Düşman donanmasının 18 Mart 1915 tarihinde başlattığı deniz harekatında yaptıklarıyla tarihin seyrini değiştiren olaylardan birisini gerçekleştirir. Bu tarihi olay şu şekilde anılmaktadır.

Saat 05.30 sularında müttefik filosundan bazı gemiler, kendilerini son dakikalar içinde oldukça rahatsız eden Rumeli Mecidiye’sini yeniden ve çok şiddetli bir ateş altına almışlardı. Takım Subayı Fahri Efendi’nin emri ile sığınağa koştular. Ancak; geri kalanların bir kaçı tam istihkamın içinde patlayan mermi cephaneliği uçurduğu zaman oluşan müthiş basınçla yerlere yuvarlandılar. Bir kısmı şehit olan bu erlerin geri kalanları arasında Çamlık köyünden Seyit de bulunuyordu. Kendine geldiği zaman karşısında takım arkadaşı Ali’yi gördü. Başka kimse yoktu etrafta.

– Nerede arkadaşlar? diye sordu.
– Arkadaşlar mertebelerini buldular. 14 şehit 24 yaralımız var. Ayakta bir senle ben kaldık.

Seyit kalkıp denize doğru baktı. Düşman gemileri karaya iyice sokulmuştu. Tabyanın içinde ise üçüncü toptan gayrısı yine toprağa gömülmüştü. Seyit önce gemilere, sonra topa ve sonunda yerde duran 276 Kg.lık top mermilerine baktı. Kendi deyimiyle mermi ona “beni namluya sür” diyordu.

Arkadaşına “Gel Ali” dedi. “Yardım et de şu mermiyi sırtıma alayım”
Ali Önce topun eğilip yan yatmış metaforasına(top vinci) sonra da arkadaşının yüzüne baktı. “Kaldıramazsın Seyit” dedi. “Bir deneyelim hele”

İlk mermi kısa düştü. Bir tane daha getirip nemluya sürdü. Bu seferki de kısaydı. Fakat üçüncü mermi en öndeki geminin arka tarafında ve su kesiminde patladı. Bu gemi Ocean’dı ve dümen tertibatı bozulduğu için derhal orasını harmanlamaya başladı. Etrafındaki gemiler kaçıştılar. Seyit dördüncü mermiyi almaya giderken etraf sakinleştiği için sığınaktan çıkan Batarya Kumandanı Hilmi Bey yanında iki Alman subay ile geldi.

– Sen miydin Seyit? Vurdun gemiyi.. dedi.

Dördüncü mermi boşa gitti. Dümensiz seyreden Ocean herkesin gözleri önünde arkadan bir mayına çarparak kısa sürede sulara gömüldü.

Koca Seyit’in muharebenin mukadderatının değişmesinde büyük önemi bulunan başarısı kısa sürede duyuldu. Kendisine mükafat olarak onbaşılık rütbesi takıldı. Ve isteği olup olmadığı sorulunca “çift tayın” istedi. Ancak arkadaşlarının yanında çift tayın yemeği onuruna yediremedi ve birkaç gün sonra çift tayından vazgeçti. Daha sonraki günlerde fotoğrafını çekmek isterler. 276 kg.lık top mermisini o günkü gibi sırtına alması lazımdır. Ancak birkaç defa denemesine rağmen kaldıramaz. O tehlikeli zamanda mermileri kolaylıkla basamaklardan topa çıkaran bu kahraman o gün mermiyi yerinden bile oynatamamıştır. Kendisine sorulduğu zaman, iman gücüyle vatan aşkıyla kendisine kuvvet geldiğini, o zaman bu mermiyi nasıl kaldırdığını kendisinin de anlayamadığını söylemişti. Fotoğraf çekmek için tahtadan bir mermi yaparak o tarihi günü ebedileştirmişlerdir.
Harbin sona ermesiyle memleketine dönen Seyit Onbaşı, bundan sonraki günlerini köyünde geçirmiştir. Odun kömürü yaparak Havran’a pazara götürür, geçimini öyle temin edermiş. Daha sonraki yıllarda Havran’da Hacı Osmanoğullarının zeytinyağı fabrikasında hamallık yapmıştır. 1939 yılında zatürreye yakalanmış ve Aralık ayında köyünde vefat etmiştir.
Alıntı :Havran Belediyesi

Seyit Onbaşı'nın savaştan sonra odunculuk yaparken çekilmiş bir fotoğrafı


Fotoğraf  yazı :Fikri Demirtaş 
Havran, 17 Ocak 2025


   Sakarya Gazetesinde yayınlan yazım.

Fotoğraf: Alıntı



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arguvan'da Lezzetin ve Geleneğin Buluştuğu Gün: Yöresel Yemek Yarışması Coşkusu

Malatya’nın Son Kalesi: Türkşeker Malatya Şeker Fabrikası Sıradaki Kurban mı? Şeker Camii Yerinde Şeker Camii Kalmalı

Fırat'ın Kıyısında Bir Zaman Yolculuğu: Gerger'in Saklı Köyleri