Gamzelerinde Saklı Bir Kış


Gamzelerinde Saklı Bir Kış

Bahçedeyim…
Gökten dökülen sadece kar değil,
Sanki gökyüzü
beyaz ipekten bir örtü indiriyor bahçeye.

Yalnızlığımın sığınağı olan ahşap kulübenin yanında,
Yaşlı bir kayısı ağacı;
Eğilmiş dallarında karlar.
Gövdesindeki her yarıkta,
Bir ömür kalp gibi yorulmuş atıyor.

Dallarında gümüşî bir sükûnet, ağır bir bekleyiş.
Toprak nefesini kristal bir camın ardına saklamış.
Anılar, bu ağacın gölgesinde soluklanıyor.
Kara gözlüm;
İlk bakışın,
Kışın unuttuğu bir sıcaklığı
Hatırlattı gökyüzüne.
Gamzelerinde tomurcuklanan o hayali güller,
Zemherinin ayazına kafa tutan
Gizli bir baharı fısıldıyor.

Kayısı ağacının yorgun gölgesine sığınıyorum;
Beni sürmeli gözlerine çoktan mahkûm ettin,
Gamzelerinde saklanan sıcaklık
Yakındı diye.

Ay yüzlüm,
Kar taneleri ağır çekim bir rüya gibi inerken,
Siyah, dalgalı saçların
Bir gece denizi gibi dalgalanıyor.
Üzerine düşen her beyazlık,
Saçlarında konaklayan
Birer gece kelebeği.
Mavi, tiril elbisen…
O sonsuz beyazlığın ortasında,
Donmuş bir gölün altındaki titrek ışık.

Bir ceylanın ürkek adımlarıyla geçiyorsun bahçeden;
Karda bıraktığın her iz,
Kalbimin beyaza attığı
Sessiz bir mühür gibi.

Zemheri ayazı,
Bir bıçak ağzı gibi tenimi yalarken,
O puslu bakışların değiyor bana.
İçimdeki bütün buzullar,
Bu yaşlı ağacın köklerine
Su olup yürüyor.

Zaman tam burada, bu karede donsun istiyorum;
Ne kar örtsün gidişini,
Ne de rüzgâr silsin
Karda üşüyen ayak izlerini.

Elimde fotoğraf makinesi;
Sanki içindeki tüm anılar ağırlaşmış.
Parmaklarım
Deklanşörün soğuk metaliyle birleşiyor.
Basmakla basmamak arasındaki o ince çizgide,
Kalbim,
Bir kuşun kanat çırpışı kadar titrek.

Seni değil, bu eşsiz sessizliği
Hapsediyorum vizöre;
Karın hışırtısını,
Kayısı ağacının sabrını,
Bir ceylanın karı ezen masumiyetini
Ve gözlerimin içinde devleşen
Senin gölgeni.

O karede kavuşmak yok, biliyorum.
Sadece kristalleşmiş bir sonsuzluk
Ve kadraja sığmayan
Bir hüzün var.

Bu bahçede seni,
Bir kar tanesinin toprağa değmeden önceki
O saf hâliyle sevdim;
Dokunmadan,
Kokunu içime çekmeden,
İncitmeden.

Uzaktan sevmek;
Karın toprağı sessizce örtmesi gibi
Bir sadakattir:
Ne tam kavuşursun,
Ne de kıştan vazgeçebilirsin.
Sadece beklersin…

Biliyorum, gelmeyeceksin.
Biz, aynı bahçenin kuytusunda,
Farklı mevsimlerin rüzgârıyla savrulmuş
İki ayrı hatırayız.
Belki de en güzeli buydu:
Kavuşamamak…
Çünkü bazı aşklar,
Yeryüzüne indiği an kırılır.

9 Ocak 2026
Bostanbaşı- Yeşilyurt / Malatya 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arguvan'da Lezzetin ve Geleneğin Buluştuğu Gün: Yöresel Yemek Yarışması Coşkusu

Kayısı ve Su: Hayati Bir İlişki

Fırat'ın Kıyısında Bir Zaman Yolculuğu: Gerger'in Saklı Köyleri