Malatya’da Baharın Müjdecisi: Kar Çiçekleri Açtı
Malatya’da Baharın Müjdecisi: Kar Çiçekleri Açtı
24 Şubat 2026…
Gezi rotam, Malatya, Battalgazi İlçesi, Uluköy ( mahalle ). Sabah 11.00' de yola çıktık.Yol arkadaşım; emekli öğretmen, yıllar önce TEMA Vakfı Malatya temsilciliğini yürütmüş kıymetli dostum Nazmi Değirmenci.
Elazığ yolunda İnönü üniversitesini geçtikten sonra Fırıncı köyünden
Adıyaman- Sincik yoluna saptık.Uluköy'ün; şehir ve ilçe merkezine uzaklığı 26 km.. rakım 1700 metre.
Uluköy, Beypınar…
Bu topraklara her gelişimde hafızamda aynı yüz belirir. Yıllar önce rahmetli, kelebek ve çiçek fotoğraflarıyla tanınan kıymetli dostum, ünlü fotoğraf sanatçısı Hüseyin Koç ile her bahar bu bölgeye gelir, karların arasından başını uzatan kardelenlerin izini sürerdik.
O, çiçeklere sadece objektiften bakmazdı; onlarla konuşur, sabırla bekler, rüzgârın dinmesini ister, ışığın en merhametli anını kollardı. “Her çiçeğin bir vakti vardır,” derdi. “Işığı aceleye getirme.”
Beypınar’ın serin sabahlarında, dizlerimizin bağı çözülene kadar eğilir; karların içinden süzülen o beyaz mucizeyi kadraja almaya çalışırdık. O anlarda zaman dururdu. Sanki kardelenler yalnızca bize açar, kar örtüsü altındaki sırlarını bizimle paylaşırdı. Hüseyin’in gözlerinde, çiçeğin mahcup direnişini yakalamanın tarifsiz sevinci olurdu.
Şimdi o yok…
Ama her kardelen başını karın altından kaldırdığında, sanki onun sesi rüzgâra karışıyor. Deklanşör sesi hâlâ kulaklarımda.
Bu yazımda, onun anısına çektiği kardelen fotoğraflarını da paylaşacağım. Çünkü o kareler yalnızca bir çiçeğin değil; sabrın, emeğin ve sevginin hatırasıdır. Her biri, dostluğumuzun beyaz bir sayfası gibi karların üzerinde duruyor.
Kardelenler yine açtı…
Ve ben her bahar, Beypınar’da bir dostu yeniden hatırlıyorum.
Bahar, usulca kapıyı çalıyor bugünlerde…
Toprak uyanıyor.
Gökyüzünde ilk cemre havaya düştü bile.
Halk takvimine göre cemrenin ilki 19–20 Şubat’ta havaya, ikincisi 26–27 Şubat’ta suya, üçüncüsü ise 5–6 Mart’ta toprağa düşer. Her cemre, tabiatın kalbine bırakılan görünmez bir sıcaklıktır. O sıcaklık önce havayı ısıtır, sonra suyu, en sonunda da toprağın derinliklerinde saklı duran hayatı uyandırır.
Bu yıl baharın müjdecileri erken davrandı. Kardelenler, çiğdemler, acı çiğdemler… Karların henüz tam çekilmediği Anadolu’nun yüksek platolarında, beyaz örtüyü delerek başlarını kaldırdılar.
Beypınar’ın kayalar arasından süzülen berrak kaynak suyu, eriyen karlarla birleşip gürül gürül akıyor. Dere kenarında söğütler ve kavaklar, hâlâ kışın serinliğini taşıyan rüzgâra rağmen kıpırdanmaya başlamış. Yer yer kar kütleleri beyaz bir yorgan gibi toprağın üzerine serilmiş. O yorganın içinden, morun ve beyazın en zarif tonlarıyla kar çiçekleri boy gösteriyor.
Güneşe kavuşmanın sevinciyle titreyen bu nazlı çiçekleri fotoğraflarken, aslında yalnızca bir manzarayı değil; direnişi, sabrı ve umudu kayda alıyoruz. Manzara görülmeye değil, hissedilmeye değer.
Malatya’da baharın habercisi olan endemik türler arasında yer alan kar çiçekleri, çiğdemler ve kardelenler; zemheri soğuklarının çözülmeye başladığı, toprağın alttan alttan ısındığı günlerde ortaya çıkar. Kışın kar altında boynunu büken bu çiçekler, bembeyaz renkleri ve araya serpiştirilmiş mor-yeşil dokunuşlarıyla yağan kara zarafet katar.
Onlar, baharın inadına değil; kışın ortasında açan çiçeklerdir.
Karın üzerinde mahcup bir edayla boyun bükerler.
Kar altından çıkarken güneşe bakmaktan çekinir gibidirler. Sanki utangaç bir sevinç taşırlar içlerinde. O mahcubiyet, aslında direncin en narin hâlidir. Hayatın bütün zorluklarına rağmen dimdik ayakta kalabilmenin sembolüdür kar çiçekleri. Verilen sözlerin tutulmadığı zamanlarda bile sabretmeyi bilenlerin çiçeğidir onlar.
Kış mevsiminin en zarif prensi kar çiçekleri olmuş sanki…
Kara benzeyen süt beyazı çiçekleriyle saflığın ve temizliğin sembolü…
Her canlının bir hikâyesi vardır. Kardelenlerin de güneşe hasret yüzlerinde bir haykırış gizlidir. Dondurucu soğukta bükülen boyunları, aslında sevginin var oluşuna dair sessiz bir duadır. Karın üstüne çıkabilmek, ayaza rağmen açabilmek; cesaretin en yalın hâlidir.
Bu narin çiçeğin tek dileği güneşi görmektir.
Fakat güneşe kavuşmak, bazen ömründen eksiltir.
Kardelen başını gökyüzüne uzatmak isterken kökleri toprağın derinliğine tutunur. Kar, onu korumak istercesine üstüne beyaz bir yorgan örter. Ama kardelen sabırsızdır; yeryüzüne çıkmak ister. Güneşi görmenin bedelini düşünmeden…
İşte yaradılış hikâyesi burada başlar. Cesaret ile kırılganlık, umut ile fanilik yan yana yürür. Kardelenler, verilen sözlerin ve tutulmayan vaatlerin, aşkın ve hayal kırıklığının sessiz tanıklarıdır.
Kardelen Çiçeğinin Hikâyesi
Rivayete göre iki kır çiçeği birbirine sevdalanmış. Hele biri diğerine pek düşkünmüş…
Kış geldiğinde baharda buluşmak üzere ayrılır, her bahar güneş toprağı ısıttığında, karlar çekildiğinde yeniden kavuşurlarmış.
Bir kış sonu, daha düşkün olan çiçek demiş ki:
“Biz her çiçek gibi baharda değil, bahardan önce buluşalım. Karlar erimeden, ayaz dinmeden açalım. Baharın geldiği bizden belli olsun.”
Diğeri kabul etmiş. Sözleşmişler.
Kışın son günleri gelmiş ama ortalık hâlâ kar, hâlâ buz… Daha düşkün olan çiçek, karları delerek çıkmış ve açmış. Beklemiş… Beklemiş… Beklemiş…
Ama diğeri sözünü tutmamış.
Ayazın, fırtınanın ortasında tek başına kalan o çiçek, boynu bükük kalakalmış. İşte o günden sonra ona “kardelen” demişler. Sözünde durmayana ise “hercai”…
Bu yüzden kardelen, ihanete uğramışların çiçeği sayılır.
Ama belki de bu yüzden diğer çiçeklerden hep ayrı bir yeri vardır.
Çünkü o, karın altında bile sevginin filizlenebileceğini gösterir.
İnsanlığın insana verebileceği en kıymetli değerin —sadakatin, sabrın ve umudun— sembolüdür kardelen.
Beypınar’ın beyaz örtüsü üzerinde başını kaldıran o narin çiçeklere bakarken, aslında kendi hikâyemizi okuruz.
Karın altından çıkmak cesaret ister.
Güneşe kavuşmak bedel ister.
Ama umut, her şeye rağmen yeniden filizlenir.
Ve bahar…
Mutlaka gelir.
Fotoğraf-Yazı: Fikri Demirtaş
Fotoğraf Galerisi:
Yorumlar
Yorum Gönder