Zemheri Ayazında Bir Kar Masalı



Zemheri Ayazında Bir Kar Masalı

​Dışarıda zaman durdu, bahçe mutlak bir sessizliğe mahkûm,
Her yer uçsuz bucaksız, her yer kristal bir rüya...

Beyaz güllerin arasında bir hayal belirdi aniden;
Karanlık geceden ödünç alınmış o dalgalı siyah saçlarına,
Gökyüzünün gümüş yıldızları iniyor tek tek, usulca.

​Senin o ceylan ürkekliğindeki bakışların,
Bir kış yangını gibi gözlerime düştüğü an,
Hafifçe eğince başını, sanki fırtınam dindi;

Ruhum, bedenimden boşanıp bir kar tanesi oldu,
Karıştı gitti rüzgârın o sonsuz beyaz raksına.

​Sesin, karanlığın içinden süzülen en eski ninni,
Gönül teline dokunan, ürperten ve uyutan...
Sessiz bir mühür gibi, içimde yakarak saklanan.

Beyaz duvaklarını kuşanmış mahzun kayısı ağaçları,
Seni selamlamak için eğiyorlar karlı başlarını.

Ah, bir kar tanesi olsaydım keşke;
Hiç erimeden, ebediyen o siyah saçlarının kıvrımında uyusaydım.

Ve kışın ayazında, 
 mühürlü bir saadet gibi ,
Gonca gül dudaklarının kıyısında bir sükût gibi yatsaydım.

​Ben o bitmek bilmeyen aşkın kar yağışından geliyorum,
Sen, anıların ılık koynunda derin uykulara dalmışken.

Zemheri ayazı vursa da pencereme, ne çıkar?
Yüreğimde senden kalma, sönmek bilmeyen bir kor ateş...

Üşümek mi? Hükmü bitti artık.
Artık üşümek bana yabancı, kış bana bahar,

Çünkü her karlı gece vakti, sen gelip aklıma düşüyorsun;
Ve kış, adını fısıldıyor bana.

​— Adına, anısına ve içimdeki hiç sönmeyen ateşine...



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Arguvan'da Lezzetin ve Geleneğin Buluştuğu Gün: Yöresel Yemek Yarışması Coşkusu

Kayısı ve Su: Hayati Bir İlişki

Fırat'ın Kıyısında Bir Zaman Yolculuğu: Gerger'in Saklı Köyleri