Dallara Dizilmiş İnci Taneleri: Malatya Kayısı Çiçeklerinin Sessiz Şöleni ve Bir Çağrı
Dallara Dizilmiş İnci Taneleri: Malatya Kayısı Çiçeklerinin Sessiz Şöleni ve Bir Çağrı
Bahçeler, kainatın en mahir ressamının mevsim mevsim değişen tabloları gibidir. Sonbaharda hüznün ve olgunluğun rengi olan sarıya bürünürken; ilkbaharda adeta bir diriliş muştusuyla çiçeklerin zarif dansına ev sahipliği yapar. Benim için çiçekler, sadece birer bitki değil; zarafetin, renklerin ve hislerin en saf halidir. İlahi sanatın o taklit edilemez mucizeleri, nakış nakış işlenmiş motifleri ve latif kokularıyla ruhumuza ferahlık, kalbimize umut taşırlar.
Aşıkları coşturan, ressamların tuvalinde canlanan, Anadolu kadınının kilimine, yazmasına ilmek ilmek işlediği o çiçekler; bir zamanlar Yunus Emre’yle de hasbihal etmemiş miydi? Hani sormuştu ya o meşhur sarı çiçeğe: "Annen baban var mıdır?"
Çiğdem Der ki Ben Elâyım türküsünde, Aşık Veysel, farklı çiçekleri insan gibi konuşturmuş ve her birinin ağzından farklılık ve güzelliklerini anlatmıştır.
İşte ben de bugün, Bostanbaşı’ndaki o "cennetten köşe" bahçemde benzer bir sohbete daldım.
Baharın Altın Anahtarı: Malatya Kızılcığı
Gözlerim bahçedeki ağaçların arasında dolaşırken, henüz yapraklanmamış dalların arasından bir ışıltı yükseliyor. Bu, Malatya’nın meşhur kızılcık ağacından başkası değil. Bilinen en köklü ve kaliteli iki genetik hattan birine sahip olan bu ağaç, bahçemizin gerçek aristokratıdır. Diğer tüm ağaçlar uykudayken, o gururla öne çıkar.
Henüz Mart ayının başlarında, o narin dallarından sarkan altın sarısı çiçekleriyle baharın kapılarını ilk o açar.
Adeta bir öncü birlik gibi, kışın kasvetini bu sapsarı ışıltıyla dağıtır. Baharın ilk müjdesini vermenin gururuyla arz-ı endam eder. Ama bu aceleci çiçeklenmeye aldanmayın; o kadar erkenci davrandığına bakmayın, meyvesini en son veren de odur. Zümrüt yeşili yapraklarının arasından beliren o zümrüt kırmızısı meyveleri, tüm yaz boyunca sabırla olgunlaşır ve sonbaharın son demlerinde hasat edilmeyi bekler.
Hemen ayaklarımın ucunda ise yer yerinden uyanan bir gökkuşağı var sanki. Sarı çiğdemler ve eflatun rengiyle mis gibi kokan sümbüller, bir ağızdan "Bizi unutmayın!" diye fısıldıyorlar. Yol arkadaşım, fotoğraf sanatçısı Bayram Bey ise bu sessiz çığlığa kayıtsız kalmıyor; her birini sırayla kadrajına alarak onları ebedileştiriyor.
Kayısı Çiçeği: Dallara dizilmiş inciler
Mart’ın son günleri...29 Mart 2026. Gökyüzünde mor ve gri bulutlar, usta bir elden çıkmış tablo gibi süzülüyor. Hafiften bir yağmur atıştırmaya başlıyor; hava ılık, toprak kokusu ise ciğerlere bayram ettiriyor. Bahçenin kenarındaki tahta çitlerin üzerinden sarkan o mağrur kayısı ağacına takılıyor gözümüz. Koyu kahverengi dallar arasında patlayan kırmızı tomurcuklar, adeta bembeyaz patlamış mısırları andırıyor.
Kayısı ağacı, görsel bir şov sunarken sanki bize sesleniyor: "Fotoğrafımı çekmeden gitmeyin!"
Bayram Ayhan, bir sanatçı titizliğiyle deklanşöre basarken, biz de bu anı hafızalarımıza kazıyoruz. Bu ağaç ki; anavatanı Orta Asya olan, Latince ismiyle bir "Ermenistan eriği" (Prunus armeniaca) olarak anılan ama ruhunu en çok Malatya’da bulan kadim bir dosttur.
Malatya: Beyaza Bürünmüş Bir Gelin
Malatya’da bahar demek, vadilerin gelin gibi süzülmesi demektir. Havaların ısınmasıyla birlikte, henüz yapraklanmadan önce çiçek açan bu ağaçlar, şehri beyaz ve pembenin en uçucu tonlarına boyar. Özellikle Beydağı’nın eteklerinden aşağıya doğru baktığınızda, yıllık yaklaşık 800 bin ton üretimin gerçekleştiği bu devasa bahçeler, doyumsuz bir manzara sunar.
Dünya kayısı üretiminin %80’ini sırtlanan bu şehir, sadece bir ekonomi merkezi değil, aynı zamanda ruhun dinlendiği bir duraktır. Bugünlerde Malatya; yürüyüş yapmak, dronla bu beyaz denizi yukarıdan izlemek veya bir ağaç gölgesinde huzuru solumak isteyenler için eşsiz bir vaha.
Bir Araştırma Molası: Kayısının Kitabını Okumak
Bahçemdeki bu görsel şöleni izlerken, zihnim sadece estetik güzellikle değil, bu ağaçların derinliklerindeki hikayelerle de meşgul oluyor. Bu teknik zirai bilgilere ve ağaçların kadim geçmişine dair merakımı gidermek için, sık sık bilgisine müracaat ettiğim kıymetli dostum Prof. Dr. Bayram Murat Aslan’ın kapısını çalarım. Kendisi Malatya Turgut Özal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi olarak, ömrünü bu topraklara ve ürünlerine adamış bir bilim insanı.
Onun onlarca yayınlanmış eseri arasında, çalışma masamın başköşesinde duran ve her sayfasında Malatya’nın ruhunu barındıran "Kayısı Ağacından Hikayeler" adlı araştırma kitabını okuyup, derin bilgiler edinmiştim.
Bu kitap, kayısının sadece botanik yapısını değil; medeniyetler tarihindeki yerini, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan yolculuğunu ve bu coğrafyanın insanıyla kurduğu o sarsılmaz bağı anlatıyor. Dostum Bayram Murat Aslan’ın satırlarında gezinirken, şu an karşımda duran bembeyaz çiçeklerin, aslında binlerce yıllık bir mirasın sessiz şahitleri olduğunu daha iyi anlıyorum.
Bir Sitem ve Bir Çağrı: Neden Bu Güzellik Yalnız?
Doğanın en görkemli sergisi Malatya bahçelerinde açılmışken, bir Görsel Sanatlar öğretmeni olarak sormadan edemiyorum: Bu büyüleyici manzara neden bu kadar sessiz, neden bu kadar yalnız? Bahçelerimizdeki bu estetik şölen, sadece dallarda kalmamalı; şehrin her sokağına, her meydanına ve her kurumuna sirayet etmelidir.
Bugün ne yazık ki bu devasa potansiyel, kurumsal bir sahipsizliğin gölgesinde kalıyor. Oysa Malatya’nın bu "beyaz gelinliği", şehrin kültürel ve sanatsal uyanışı için en büyük fırsattır. Bu sessizliğe son vermek adına tüm kurumlara bir sanatçı ve eğitimci gözüyle şu somut önerileri sunuyorum:
Malatya Büyükşehir Belediyesi: Kayısı çiçeği temalı ulusal ve uluslararası "Kısa Film ve Belgesel Yarışmaları" düzenlemeli, şehri bir plato haline getirmelidir.
İnönü ve Turgut Özal Üniversiteleri: Akademik birikimlerini kampüs dışına taşıyarak, bahçelerin içinde "Açık Hava Resim Çalıştayları" ve "Çiçek Altı Bilim Sempozyumları" gerçekleştirmelidir.
Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü: "Kayısı Çiçeği Yolu" gibi turistik rotalar oluşturmalı, STK’lar ile el ele vererek doğa yürüyüşleri ve şiir dinletileriyle bu dönemi bir festival havasına sokmalıdır.
Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Kayısı Araştırma Enstitüsü: Çiçeklenme dönemini sadece teknik bir süreç olarak değil, halkla buluşulan bir "farkındalık haftası" olarak organize etmelidir.
Kayısı Borsası ve Ticaret Odası: Bu görsel zenginliği, Malatya kayısısının marka değerini yükseltecek profesyonel "Dron ve Fotoğraf Yarışmaları" ile taçlandırarak dünyaya servis etmelidir.
Gezginin Son Notu: Eğer yolunuz baharda Malatya’ya düşerse, bahçelere mutlaka girin. İlk önce kızılcığın altın sarısı kapısından geçecek, ardından kayısının o meşhur beyaz gelinliğine hayran kalacaksınız. Ancak biz bu güzelliği sadece kendi kadrajımıza sığdırdıkça, Malatya hep bir yanı eksik kalacak. Bu bahar, kurumlarımızı ve halkımızı bu sessiz mucizeye sahip çıkmaya davet ediyorum.
Yazı - Fotoğraf: Görsel Sanatlar (Resim) Öğretmeni Fikri Demirtaş
Yorumlar
Yorum Gönder