Melita’nın Gizemli Kraliçesi
Melita’nın Gizemli Kraliçesi
Bahar, önce dalların gizli damarlarına yürüdü usulca,
Tomurcuklar, ürkek birer fısıltı gibi aralandı uykularından.
Sana uzanan yollarda, buğulu bir iz bıraktı adımlarım—
Her iz, gülüşünün tam ortasında açılan o derin çukura mühürlendi;
Hani gülünce gamzelerinde binlerce gülün rengi gizlidir ya,
İşte oraya.
Bak, kayısı ağaçları gelinliğini giyinmiş,
Malatya, vuslatın ak sütüyle yıkanmış bembeyaz bir düş.
Ellerimle toplasaydım gökyüzünün bu karlı çiçeklerini,
Güneşten ördüğüm bir tacı bırakacaktım saçlarına—
Derme'nin o serin sularına fısıldadığım ismin gibi,
Sessizce, kimsesizce ve büyük bir sadakatle.
Zihnimin karanlık dehlizlerinde dikilip duruyorsun öylece;
Melita'nın mitolojik, toprağın ve zamanın kahverengisini kuşanmış kraliçesi gibi.
Ne kadar yakınsın—
Hem bu kadar yakın, hem binlerce yıl kadar uzak.
Ve mağrur.
Menekşeler mavisini giyinmiş, sümbüller toprağı kokluyor,
Ama ne çare—
Benim ciğerlerime sinen, o tenindeki rayihanın hükmüdür.
Başka koku girmez artık bu eve.
Bahçemizin kuytusunda, toprağın üstünde hâlâ adımlarının yankısı var.
Seni bir sır gibi gözbebeklerimde saklayacağım;
Mühürlü, derin ve kimsenin dokunamayacağı bir mabet gibi.
Kapısını ancak ben açarım.
O siyah dalgalı saçların, parmaklarımın arasından akan bir gece masalı.
Ellerin, avuçlarımda atan ikinci bir nabız.
Sürmeli gözlerinle bakınca dünyaya, zamanın akrebi yorulur, dururdu.
Seninle geçen yıllar, uyanılmasından korkulan bir düş gibi geçti—
Uyanınca yok olacak diye korkulan.
Pencerelerin soğuk camlarında buğulu bir bekleyişti bizimkisi.
Özlemek bile seninle olunca, kederinden sıyrılıp güzelleşirdi.
Aşk, o davetsiz misafir gibi gönül kapısından süzüldüğünde,
Diken de gül oldu, kış da bahar—
Çünkü sen vardın.
Ceylan bakışlarınla gönlüme bitmeyecek bir mevsim getirdin.
Şimdi bütün takvimler yalan.
Zaman, yalnızca seninle başlıyor
Ve seninle bitiyor.
Yorumlar
Yorum Gönder