Bozkırda Çakan Kıvılcım: Akçadağ’da 19 Mayıs Coşkusu
Bozkırda Çakan Kıvılcım: Akçadağ’da 19 Mayıs Coşkusu
Köy Enstitüsü’nden Öğretmen Okulu’na Ruhunu Kaybetmeyen Bir 19 Mayıs Bayramı
19 Mayıs 1974, Malatya İnönü Stadı
1976 yılında mezun olduğum Akçadağ Öğretmen Okulu’nda spor, beden eğitimi ve 19 Mayıs, bizler için sadece birer ders ya da kutlama değil; disiplinin, coşkunun ve cumhuriyet değerlerinin hayat bulmuş haliydi.
Köy Enstitüleri’nin toprağa dayalı o köklü mirası, Akçadağ Öğretmen Okulu’nun koridorlarında yankılanmaya devam ediyordu. Burada spor, yalnızca kasları geliştiren bir egzersiz değil; aynı zamanda bir karakter inşası, bir yaşama biçimiydi.
Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan sabah jimnastiği, davul zurna eşliğinde oynanan halk oyunları ve tozlu sahalardaki futbol maçları, öğrencileri yalnızca birer öğretmen adayı olarak değil, aynı zamanda çelikten irade sahibi bireyler olarak yetiştiriyordu.
19 Mayıs 1974, Malatya İnönü Stadı
Akçadağ’da beden eğitimi; resim ve müzikle kol kola giden, eğitimin tam merkezinde duran bir mihver dersti. Öğretmenliğin yalnızca sınıfta değil; sahada, üretimde ve hayatın içinde kazanılacağı bilinirdi. Bu bilinçle spor dalları birer oyun olmaktan çıkar; güreşten atletizme kadar her dalda başarıya uzanan ahlaki bir yolculuğa dönüşürdü.
Bozkırda Doğan Coşku: Akçadağ Köy Enstitüsü'nde 19 Mayıs
1940 yılının aydınlanma meşalesi olan Akçadağ Köy Enstitüsü’nde (İlköğretmen Okulu), 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı sadece bir takvim yaprağı değil; tüm okulun nefes aldığı, disiplin ve coşkunun harmanlandığı adeta kutsal bir dönemdi. Bu büyük törende, çiçeği burnunda birinci sınıflar hariç tüm öğrencilerin hareketlere katılması zorunlu bir vatan görevi gibi görülürdü. Öyle ki, bu büyük organizasyonda görev almaktan kaçınan bir öğrenci, beden eğitimi dersinden doğrudan ikmale (bütünlemeye) kalır, dönemi başarıyla bitiremezdi.
19 Mayıs , Malatya İnönü Stadı Akçadağ Öğretmen Okulu Öğrencileri
Malatya Şehir Stadyumu’nda Bir Final Görkemi
Haftalarca kızgın güneşin altında, tenleri bakır rengine dönene dek çalışan o gençlerin emeği, stadyumun toprak sahasına disiplin, uyum ve gurur olarak yansırdı.
Müzik öğretmeninin yönettiği enstroman grubunun ritmiyle beden eğitimi öğretmeninin keskin tek düdük komutu birleşirdi. Altı yüz öğrenci, sanki tek bir bedenmiş gibi hareket ederdi. Havada süzülen planörler, seri biçimde atılan perendeler, kipeler ve amud hareketleriyle birleşen estetik uyum, izleyenlerin nefesini keserdi.
Gösterinin doruk noktası olan devasa insan kuleleri kurulduğunda, orada yalnızca fiziksel bir güç değil; güvenin, disiplinin ve dayanışmanın mimarisi sergilenirdi.
Öğrenciler için bu yorucu hazırlık süreci hiçbir zaman bir not kaygısı taşımıyordu. Altı yüz gencin en büyük motivasyonu, o stadyumun ortasında Akçadağlı olmanın gururunu taşımak ve Malatya halkının hayranlık dolu bakışları altında o onur payesini boyunlarına takmaktı.
Beden eğitimi dersleri yalnızca bir müfredat gerekliliği değildi; bir okulun kimliğini, disiplinini ve Cumhuriyet idealini sahneye koyma sanatıydı.
1949 AKE. Mezunu Ali Doğan Arşivi
Enstitünün Hafızasından Silinmeyen Öğretmenler ve Nisan Telaşı
Bayramın o görkemli koreografilerinin arkasında, nisan ayında başlayan ve ilmek ilmek işlenen muazzam bir öğretmen emeği yatardı. Beden Eğitimi Öğretmenleri Mehmet Yıldırım, Halit Karadağ, Sami Uçan ve Neşat Ertaş, derslerde tüm öğrencilere bayram hareketlerinin en ince figürlerini sabırla öğretirlerdi. Okul bahçesi adeta bir açık hava jimnastik salonuna dönüşür; minder hareketlerinden kasa atlamalarına kadar her detay en kusursuz haliyle çalışılırdı. Bu hummalı çalışmaların sonucunda, en yetenekli ve disiplinli öğrencilerden oluşan yaklaşık 600 kişilik dev bir bayram kadrosu seçilirdi.
Arka planda ise kulakların pasını silen bir başka hazırlık yürürdü. Müzik Öğretmenleri İbrahim Güleç ve Gülseren Çığışar, bayramda sergilenecek ritmik hareketlerin temposuna uygun olarak okul öğrencilerinden oluşan bando takımını ve dev müzik enstrüman çalan öğrenci grubunu gece gündüz demeden bayrama hazırlardı.
Ortak Emeğin Görsel Şöleni
10 Mayıs tarihi geldiğinde heyecan en yüksek noktaya ulaşırdı; okulda eğitime ara verilir ve artık tam gün süren, nefes kesen hazırlık maratonuna geçilirdi. Sadece sporcular değil, enstitünün sanat ruhu devrede olurdu. Resim-İş Öğretmenleri Hatice Odabaşı, Bahattin Odabaşı, Şen Belli, Himmet Öcal ve Ömer Pekerişli gözetiminde hummalı bir yazı ve çizim atölyesi kurulurdu. Öğrencilerin kendi elleriyle hazırladığı; üzerinde gururla "Akçadağ Öğretmen Okulu" yazan tabelalar, Atatürk portreleri ve kurtuluş mücadelesini anlatan birbirinden veciz sözler, en güzel hat ve resim sanatıyla panolara nakşedilirdi.
Malatya Yollarında Eflatun Bir Sel
Nihayet o büyük gün, 19 Mayıs sabahı gelip çattığında Akçadağ’da kelimelerle tarif edilemez bir devinim başlardı. Öğrenciler; kara trenlerin vagonlarına, otobüslere ve okulun kendi taşıtlarına heyecanla doluşarak Malatya’daki şehir stadyumunun yolunu tutardı. Şehre varıldığında Şehit Kemal Endüstri Meslek Lisesi ,Atatürk Lisesi ve Gazi İlkokulu binaları, enstitülü gençlerin bayram kıyafetlerini kuşanacağı resmi birer hazırlık merkezine dönüşürdü.
Giyilen bayram kıyafetleri, sadeliğin içindeki asil gücü simgelerdi. Gençlerin ayaklarında beyaz keten spor ayakkabılar, üzerlerinde ise enstitünün simgesi haline gelen eflatun renkli spor şortlar olurdu. Üstlerine giyecekleri başka hiçbir giysi olmazdı; çünkü Anadolu’nun güneşiyle kavrulmuş o dinç ve çıplak bedenler, gururla kabaran göğüsler ve gözlerdeki sönmez inanç, zaten en güzel kıyafetti.
Birgül önceden Aşçı Miro dayı ve ekibinin hazırladığı kumanyalar tören bitikten sonra kıyafetlerini değiştirttikleri okullarda yenilirdi.
İnönü Stadyumu’na Doğru Gurur Yürüyüşü
Hazırlıklar tamamlandığında, öğrenciler bando takımının vurduğu güçlü ritimler eşliğinde, üçerli dörderli sıralar halinde nizami bir disiplinle yürüyüşe geçerlerdi. Ellerinde kendi emekleriyle yazdıkları Atatürk vecizeleri ve okul tabelalarıyla, dillerinde en coşkulu marşlarla Malatya İnönü Stadyumu’na doğru ilerlerlerdi.
Bu yürüyüş esnasında şehirde adeta hayat dururdu. Malatya halkı sokaklara dökülür, bu disiplinli, başı dik ve aydınlık yüzlü Köy Enstitüsü öğrencilerinin geçişini hayranlıkla izlerdi. Yol boyunca yükselen coşkulu alkışlar ve halkın gösterdiği o özel hürmet, enstitülü gençlerin adımlarına güç, yüreklerine ise silinmez bir memleket gururu katardı.
Malatya Şehir Stadyumu’nda Akçadağ öğrencilerini
disiplin, uyum ve Cumhuriyet coşkusunu yansıtan gösterisi.
Stadyumda Bir Gelenek: Beklenen En Büyük Gösteri ve Şampiyonluk
Malatya İnönü Stadyumu tıklım tıklım dolduğunda, resmi geçit töreni büyük bir heyecanla başlardı. Sıra Akçadağ Öğretmen Okulu’na gelince stadyumda adeta yer yerinden oynar, tüm Malatya halkı büyük bir saygı ve coşkuyla ayağa kalkarak enstitünün çocuklarını alkış yağmuruna tutardı.
Akçadağ’ın sergileyeceği jimnastik, minder ve bando gösterileri o kadar profesyonel ve büyüleyici olurdu ki, protokol ve organizasyon komitesi akıllıca bir taktik uygulardı: Öğretmen Okulu’nun gösterisini programın en sonuna bırakırlardı. Halk sırf Akçadağ’ı izleyebilmek için stadyumu terk etmesin, böylece diğer okulların gösterileri de seyircisiz kalmasın istenir, finale kadar heyecan zirvede tutulurdu.
Günün sonunda, sergilenen o muazzam disiplin, estetik ve kusursuz senkronizasyon ödüllendirilmekten geri kalmazdı. Akçadağ Öğretmen Okulu, her sene stadyumdan Bayram Gösteri Birinciliği kupasını gururla okuluna götürür, emeklerin karşılığını şampiyonlukla taçlandırırdı.
Boş Kalan Meydanlar, Sessizleşen Okullar:
1949 AKE mezunu
Ali Doğan, 1976 Öğretmen Lisesi mezunu F.Demirtaş
Gençliğin Çekilen Coşkusu
Eskiden sadece Akçadağ değil; Malatya’nın ve memleketin dört bir yanındaki üniversiteler, meslek liseleri, Anadolu ve fen liseleri de bu stadyumları dolduran diri enerjinin birer parçasıydı. Meslek liseleri memleketin üreten çarklarını simgeleyen o sarsılmaz disipliniyle yürür, fen ve Anadolu liseleri aydınlık geleceğin adımlarıyla stadyumu çınlatır, üniversite gençliği ise bu coşkunun en olgun sesi olurdu. Her okul aylarca hazırlanır, o stadyum podyumunda en iyisi olmak için tatlı bir rekabete girerdi.
Peki, ne oldu da üniversitelerin, o koca liselerin bayram coşkusu bir anda sönüverdi?
Önce sistemler değişti; bayramlar stadyumlardan, o geniş meydanlardan koparılıp okul bahçelerine, kapalı spor salonlarının dar duvarları arasına sıkıştırıldı. Gençlerin omuz omuza verip yarattığı devasa koreografilerin yerini, sadece birkaç bürokratik konuşma ve protokole sunulan tekdüze programlar aldı. Ardından, eğitimin içine sızan amansız sınav yarışları, test kitapçıkları ve gelecek kaygısı, gençlerin içindeki o saf coşkuyu gölgeledi. Gençler nisan ayında marşlar ezberlemek, spor figürleri çalışmak yerine test sıralarına hapsedildi.
Fotoğraflarda Kalan Bir Devir
En büyük darbe ise cumhuriyet aydınlanmasının kalbi olan, Anadolu’nun bozkırlarına can suyu taşıyan o köklü Öğretmen Liselerinin kapatılmasıyla vuruldu. Geleceğin idealist öğretmenlerini yetiştiren o kutsal yuvaların kapılarına kilit vurulunca, sadece bir okul türü ortadan kalkmadı; o stadyumları gururla dolduran, 19 Mayıs ruhunu nesillerden nesile aktaran o asil gelenek de tamamen öksüz kaldı. O canım okulların coşku dolu bayram törenleri, bando takımlarının stadyumu titreten o güçlü ritimleri ve halkın ayağa kalkarak dakikalarca alkışladığı o gurur yürüyüşleri, artık sadece sararmış fotoğraflarda ve bizlerin yüreğini sızlatan o eski anılarda kaldı.
Şimdi ne zaman bir 19 Mayıs sabahı gelse, içimizde o eski stadyumların uğultusu, gözlerimizde o eflatun şortlu gençlerin gururlu yürüyüşü canlanıyor. Biz aslında sadece geçmiş bir zamanı değil; bir bayram gününde tüm okulların, tüm gençliğin tek bir yürek olup attığı o sarsılmaz aidiyet duygusunu, o saf disiplini ve bozkırı aydınlatan Köy Enstitü, İlköğretmen Okulu, Anadolu Öğretmen lisesi ruhunu özlüyoruz. Unutulmuyor, yeri asla dolmuyor.
Yorumlar
Yorum Gönder