Leylak Kokusu ve Siyahın Sırrı
Bahçe kapısını her araladığımda, leylakların mor salkımları nazlı birer peri gibi selamlar beni. Tenime değen o koku, sevdiğimin teninden süzülüp gelmiş bir fısıltı gibidir; her nefeste hasretimi dindirir, ruhumu onun hatırasıyla yıkar
Leylak Kokusu ve Siyahın Sırrı
Saçların;
Henüz dokunulmamış bir nisan uykusu.
Dallarında çiğ taneleri yerine
Ulaşılmaz uçurumların kokusu saklı bir ilkbahar...
Ben, o gamzenin kuytusunda
Kaybolmaya yeminli bir yolcu;
Sen, her dokunuşumda
Biraz daha tenhalara kaçan gölge.
Sürmeli gözlerin;
Geceyle gündüzün kavuşamadığı o dar vakit...
Kirpiklerin, bağrımda ağır bir hüküm;
Her kırpışta ruhuma saplanan binlerce ok.
Aşka çağıran o dilsiz sese doğru
Siyah bakışlı bir ceylan seğrir içimde.
Üzerinde geceden biçilmiş o siyah atlas,
Başında rüzgârın bile dokunmaya kıyamadığı örtü...
Teninden sızan leylak kokusu,
Zamanın paslı kilidinden sızan bir hatıra gibi.
Her adımın
Toprağı öpen siyah bir yankı;
Yürüdüğün yol,
Zamansızlığın kalbine açılan bir kapı.
Sen geçersin;
Mekân silinir, saatler durur.
İçimdeki o mağrur ceylan
Senin siyahına sığınır.
Bakışlarında bitmeyen bir güzelliğin hüznü saklı;
Öyle derin, öyle kadim bir yara ki bu,
Kaderimi kör kuyulara
Yeniden yazıyor.
Varlığın, zemheride çiçek açtıran amansız mucize;
Gülüşün bahar, ama mevsimim hep eksik.
Çünkü ben adını
Baharın kalbine değil,
Kabulü gelmemiş bir duanın
Avuçlarına yazdım.
Fikri Demirtaş, Malatya
7 Mayıs 2026
Yorumlar
Yorum Gönder