Bozkırın Altın Taneleri: Malatya’da Nohut Üretimi ve Alın Teri



 Fikri Demirtaş 
12.8.2026

Bozkırın Altın Taneleri: Malatya’da Nohut Üretimi ve Alın Teri

​Türkiye, dünya nohut üretiminde ve ticaretinde
 önemli ülkeler arasında yer almaktadır.

Sofralarımızda yemek, meze ve çereze kadar geniş bir kullanım alanı olan bu şifalı baklagil, sadece besleyici bir gıda değil; aynı zamanda binlerce ailenin geçim kaynağı, kırsal istihdamın ve tarımsal ekonominin can damarı. Ülkemiz bir yandan kendi ihtiyacını karşılayıp ihracat yaparken, diğer yandan sanayi ve pazar dengeleri doğrultusunda dönem dönem ithalat da gerçekleştiriyor. Ancak ulusal çaptaki bu hareketliliğin arkasında, yerel sahalarda verilen büyük bir emek ve göğüslenen çetin zorluklar yatıyor.
​Malatya’da sarı bir deniz gibi uzanan nohut tarlalarında, madalyonun iki farklı yüzüne tanıklık etmek üzere sahaya indik. Bir yanda işin teknik, ekonomik ve kamu boyutunu aktaran Malatya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Fevzi Çiçek, diğer yanda ise kavurucu sıcağın altında ekmeğini topraktan çıkaran Diyarbakırlı mevsimlik tarım işçilerinden  Zeki Göçer ile yapılan söyleşi. 

​Malatya’da Nohut Ekimi ve Üreticinin Çıkmazı

 Fevzi Çiçek, Fikri Demirtaş 

​Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Fevzi Çiçek ile yaptığımız söyleşide, Malatya bölgesindeki tarımsal dönüşümü ve nohut üretiminin mevcut durumunu masaya yatırdık.
​Nohudun bölge toprağı için stratejik bir ürün olduğunu vurgulayan Fevzi Çiçek, son yıllarda üreticinin nohut ekiminden uzaklaşmaya başladığına dikkat çekiyor. Çiçek’e göre çiftçiyi nohuttan soğutan temel faktörler şunlar:
​İklim Değişikliği ve Kuraklık:
Bölgede hissedilen kuraklık, rekolte beklentisini düşürürken üreticiyi riski azaltmak adına farklı ürün gruplarına yöneltiyor.
​Yaban Domuzu İstilası: Sahadaki çiftçilerin en büyük çilelerinden biri haline gelen yaban domuzları, ekili alanlara ciddi zararlar vererek binbir emekle hazırlanan tarlaları bir gecede heba edebiliyor.
​Maliyetler ve İşgücü: Girdi maliyetlerinin yüksekliği ve harman/toplama süreçlerindeki zorluklar, nohut yetiştiriciliğinin kârlılığını günden güne altı oyulan bir yapıya dönüştürüyor.
​Fevzi Çiçek, yerel üreticinin desteklenmesi, kuraklığa dayanıklı tohum çeşitlerinin yaygınlaştırılması ve yaban hayatı yönetimi konusunda somut adımlar atılmadığı takdirde bölgedeki nohut alanlarının daralmaya devam edeceği uyarısında bulunuyor.


​Topraktan Sofraya Uzanan Köprü
​Malatya nohut sahası; masa başındaki planlamaların, rekolte hesaplarının ve ihracat rakamlarının ötesinde, insan hikayeleriyle dolu bir üretim meydanı. Bir tarafta üretimi sürdürmeye çalışan çiftçinin ve ziraat mühendislerinin mücadelesi, diğer tarafta Diyarbakırlı Mustafa gibi nasırlı elleriyle o ürünü topraktan söküp soframıza ulaştıranların emegi...
​Malatya'nın sarı denizinde yükselen bu sesler, tarımsal sürdürülebilirliğin sadece toprağı değil, toprağa emek veren insanı da korumaktan geçtiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Malatya Sahasından İzlenimler: Üretici Nohuttan Neden Uzaklaşıyor?

​Ulusal düzeyde nohut üretimi teşvikler ve pazar talebiyle desteklense de yerel ölçekte ciddi kırılmalar yaşanmaktadır. Malatya'da yürütülen saha araştırmaları, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı ve nohut hasadında çalışan mevsimlik tarım işçileriyle yapılan söyleşiler, bölgedeki üretimin geleceğine dair kritik sinyaller vermektedir:


Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen “Tarım Arazilerinin kullanılmasını Etkinleştirmesi Projesi” kapsamında yürütülen Malatya ilinde "Nohut Üretimini Geliştirme Projesi" Söyleşi Metinleri

1. BÖLÜM: 
Muhatap: TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Malatya Şube Başkanı Sn. Fevzi ÇİÇEK

A. Projenin Teknik, Coğrafi ve Stratejik Kapsamı nedir?

Fevzi Çiçek:Bilindiği üzere nohut mercimek gibi baklagiller daha çok kıraç arazilerde, toprak ve topografik yapısı ile tarımsal üretimi kısıtlı olan arazilerde yapılmaktadır. Son yıllarda başta işçilik temininde yaşanan zorluklar başta olmak üzere üretim maliyetlerinin yüksek olması, pazar durumu gibi nedenlerle bu kıraç araziler son yıllarda işlenmemeye başlandı. 1980 li yıllarda bu arazilerde gerek münavebeyi sağlamak gerekse de üretimin devamlılığının sağlamak nadasa bırakılan bu arazilerin sürekli üretimde kullanılmasını sağlamak amacı ile Nadas Alanlarının Daraltılması (NAD) projesi uygulanmaktaydı. Son yıllarda teknolojinin de gelişmesi ile bu kıraç arazilerinin bir kısmında kuyular açılarak sulu hale getirildi. Bazı bölgeler ise halen kıraç olarak bulunmaktadır. Bu proje ile ürün çeşidi kısıtlı olan, yukarıda ifade edilen nedenlerle işlenmeyen arazilerin hem işlenmesi hem de üretime katkı sağlanması amacı ile başlatılan bir projedir. Böylelikle hem işlenmeyen atıl durumda olan araziler üretime kazandırılmış olacak hem de ülke ekonomisine katkıda bulunulacaktır. 


Malatya'da atıl durumdaki arazileri üretime kazandırmak amacıyla başlatılan Nohut Üretimini Geliştirme Projesi’nin temel amaçları ve Malatya tarımı için taşıdığı stratejik önem nedir?

FÇ:Bu proje Bakanlık genel uygulaması içinde Malatya özelinde bir projedir. İlimiz tarım arazilerinin yaklaşık %45-50 oranında sulanan, kalan araziler ise henüz sulanmayan araziler. Dolayısı ile kıraç şartlarda ağırlıklı Arpa Buğday üretimi yapılan arazilerdir. Bu tür arazilerde her yıl ekilmesi verimlilik açısından doğru olmuyor. Ya bir yıl ekip diğer yıl nadasa bırakmak gerekir ya da düzenli verim alınması mümkün olmaz. Bu nedenle kıraç arazilerde hububat-baklagil münavebesi uygulanması gerekir. Ayrıca Türkiye geneli olduğu gibi ilimiz tarım topraklarında organik madde bakımından fakir topraklardır. Her yıl aynı grup ürün üretmek topraklarımızın hızlı fakirleşmesine neden olur. Münavebeye Baklagil yani nohut mercimek dahil etmek tarım toprağını hem bitki besin elementleri (azot Fosfor Potas vs.) hem de organik madde olarak zenginleştirecektir. Bu işin teknik boyutu. Birde bu üretimin ekonomik boyutu var. Ekonomik olarak ise hem atıl işlenmeyen arazilerin değerlendirilmesi üretime katkı sağlanması Dünyada yeterli ve güvenli gıda razına destek vermek, kendi kendine yeterlilik gibi bir çok yönden önemli bir projedir. 


Nohut üreticilerine yönelik destekler hakkında da bilgi verir misiniz?
FÇ:Bilindiği gibi tarımsal üretimde destekleme kalemleri oldukça fazla. Doğrudan Gelir Desteği, sertifikalı tohum desteği, planlı üretim desteği gibi birçok kalemde destekleme yapılmaktadır. Ancak genel olarak tarım arazilerinin küçük ve parçalı olması, işletme ölçeklerinin küçük olması üretim maliyetlerinin yüksek olması gibi sayılabilecek birçok faktör nedeni ile desteklemeler üreticinin beklediği düzeyde değil. Ancak bu hiç desteklenmiyor anlamına gelmez.  


Tarım ve Orman İl Müdürlüğünün medyada yer alan haberlerde "Nohut Üretimini Geliştirme Projesi Proje kapsamında il genelinde 139 üreticiye %75’i hibe destekli 69 tonu aşkın sertifikalı nohut tohumu dağıtıldı ve 4 bin 430 dekarlık alanda ekim yapıldı. Dağıtılan çeşitlerin bölgenin toprak yapısına, kuraklığa ve hastalıklara (örneğin antraknoz) uyumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

FÇ: 2026 yılında bu proje uygulandı. Bölge şartlarına uygun kuraklığa ve makineli hasada uygun yemeklik tescilli bir çeşit olan ASKAN çeşidi tohum verilerek ekimi yapıldı. İçinde bulunduğumuz dönem ise hasat dönemi. Ancak henüz nohut ve mercimek hasadında makineli hasat için yeterli alt yapı bulunmadığından eski usul elle hasat yapılmaktadır. Bu durum işçilik ihtiyacını artırmakta dolayısı ile işçilik maliyetini artırmaktadır. Bu ürünlerin yaygın ekimi başladığında makineli hasatta yaygınlaşacağını bekliyoruz. 

Dönüm başına hedeflenen verim ile sezon sonunda beklenen yaklaşık 500 tonluk rekolte projeksiyonunu oda olarak teknik açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

FÇ: ASKAN çeşidi genel özellikleri bakımından normal şartlarda yaklaşık 380 kg kadar dönümden ürün alınabilmektedir. Ancak iklim şartları yağış durumu yine yetiştiricilik dönemindeki bakım şartlarına bağlı olarak verim artmaktadır. Bu nedenle bu yıl üreticilerimizin dekara 500 kg verim oldukça iyi bir verimdir.   

Üniversite- Oda- Saha İş Birliği: Malatya Turgut Özal Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Ziraat Mühendisleri Odası’nın ekim, teknik danışmanlık, bakım ve hasat süreçlerindeki gözlem ve katkıları ne düzeydedir?

FÇ: Bu ve benzeri projelerin hazırlanmasından uygulamasına sonuçlandırılmasına kadar geçen süreçte Ziraat Mühendisleri Meslektaşlarımız aktif görev almaktadır. Her ne kadar Ziraat Mühendisleri odası resmi olarak proje ortağı olarak görünmese de neticede bu projelerde görev alan meslektaşlarımız odamız üyeleri. Oda yönetimi olarak ta bu ve benzeri projelerde teknik fiili arazi uygulamaları, üretici bilgilendirilmeleri, bölgemize ürün deseninde çeşitliliği sağlama konularında bir projelerde aktif görev almaktadır. Aynı şekilde Üniversite, Kayısı Araştırma Enstitüsü de kurumsal olarak işbirliği içinde çalışmalar yürütülmektedir.    

Malatya Turgut Özal Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile yürütülen iş birliğinin detayları nelerdir?

 Akademisyenler ve öğrenciler ekim, bakım ve hasat süreçlerinde sahada aktif rol alıyor mu?

FÇ:Malatya Turgut Özal Üniversitesi Ziraat Fakültesi akademisyen hocalarımız araştırma projeleri yanında uygulama projelerinde de aktif görev almaktadır. Bu kapsamda gerek resmi kurumlarla gerekse de STK larla işbirliği içinde uygulama ve araştırma projelerinde aktif görev almaktadır. 


B. Bölgesel Dönüşüm, Kuru Tarım ve Gen Kaynakları

Kuru Tarımdan Susuz Kayısıya Dönüşüm: 
Son yıllarda Arguvan, Hekimhan, Yazıhan ve Arapgir gibi geleneksel olarak nohut ve mercimek yetiştirilen kuru tarım alanlarında susuz kayısı yetiştiriciliğine belirgin bir yönelim var. Bir ziraat mühendisi gözüyle bu tarımsal dönüşümü ve getirdiği risk/fırsatları nasıl analiz edersiniz?

FÇ: Kayısı üretimi ilimiz tarımı ile özdeşleşmiş, nerede ise tarım = kayısı olarak ilişkilendirilmiştir. Genel olarak yaptığımız tespitlerde ise son yıllarda kayısı bahçeleri kurulumu iklim faktörleri coğrafi şartlar sulama durumu işçilik ihtiyacı vs tarımsal üretim için olmazsa olmaz konulara bakılmaksızın kayısı bahçeleri tesisi edildiğini görmekteyiz. Verimlilik, karlılık, pazarlama ve ihracat durumuna bakıldığında bu konu çok da planlı bir üretim modeli olmadığını her seferinde söylüyoruz. Oysa Ürün çeşitlendirilmesi gerektiğini her coğrafya ve iklim şartlarına göre ürün deseni oluşturulmasını tavsiye ediyoruz. Bu anlamda bütün arazilerin kayısı bahçesi yapmak önümüzdeki süreçte büyük risk olarak görüyoruz. Ürün çeşitlendirilmesi konusunda ise kadimden gelen bir tarım kültürümüz var. Bunun yanında değişen ve gelişen teknik teknoloji tüketici talepleri ulusal olarak kendi kendine yeterlilik gibi bir çok konu göz önünde bulundurularak ürün çeşitlendirilmesi uygun iklim ve coğrafyaya göre üretim modelleri geliştirmemiz gelecek için önemli bir fırsattır. 

Ata Tohumları ve Gen Kaynakları: 1980’li yıllarda bölgemizde yaygın olarak yetiştirilen yerel nohut ve mercimek çeşitlerinin gen kaynakları korunabiliyor mu?

 Bu tohumların muhafazası veya ıslahına yönelik yürütülen somut çalışmalar var mıdır?
   Ağın Leblebisi

FÇ: Tohumculukta 2006 yılında Tohumculuk kanunu yürüklüğe girdi. Bu kanunla tescili yapılmayan tohumlar ticarete konu edilemiyor. Bazı destekleme kalemlerinden yararlanamıyor. Ata tohumları her ne kadar bölgesel adaptasyonu varsa da verim konusunda çok ekonomik olmadığı için zamanla terk edildi. Burada bu çeşitlerin bölgeden temin edilerek ıslahı ve tescili yapılabilir. Henüz bu konuda bölgesel olarak somut bir çalışma yok ancak bir ihtiyaçtır.


Malatya bölgesinde Nohut ekimi ve hasat zamanı hakkında bilgi verir misiniz?

FÇ: Malatya'da nohut ekimi genellikle ilkbahar aylarında, don riskinin kalktığı Mart sonu ile Nisan ayı sonu arasında yapılır. Kentte taleplerle dikkate alınarak 12 ilçede uygulama yapıldı. Hibe ve sertifikalı tohum projeleriyle desteklenen nohut tarımında dekara ortalama ürün alınarak Temmuz-Ağustos döneminde hasat gerçekleştirilir.

 Uygun Zaman ve İklim Koşulları Ekim Zamanı:
 Toprak sıcaklığının uygun hale geldiği 15 Mart – 30 Nisan arası en ideal dönemdir. Sıcaklık: Nohut soğuğa hassastır; ilkbahar donları geçtikten sonra ekilmelidir. İklim: Yarı kurak iklimleri sever, aşırı yağış ve nem hastalıklara (antraknoz) yol açabilir. Toprak ve Ekim Normu Toprak İsteği: Suyu tutmayan, hafif killi veya tınlı, orta karakterli topraklar uygundur. Asitli topraklardan kaçınılmalıdır. 
Tohum Miktar: Dekar başına yaklaşık 20-25 kg sertifikalı ve iri taneli tohum kullanılır. Ekim Derinliği: Toprak yapısına bağlı olarak 5-7 cm derinliğe ekim yapılır.
 Bakım ve Hasat Sulama: Kurtarma sulaması yeterlidir. Çiçeklenme ve dane bağlama döneminde su ihtiyacı artar. Hasat Dönemi: Bitkinin yaprakları sararıp döküldüğünde ve taneler sertleştiğinde (Temmuz ayı) biçerdöver veya elle hasat yapılır.

Pazar, Fiyat ve Münavebe:

Üretilen nohutların pazarlanması, alım garantisi veya kooperatifleşme boyutunda bir mekanizma kurgulandı mı? Ayrıca baklagillerin toprağa azot bağlama özelliğinin Malatya'daki nöbetleşe ekim (münavebe) kültürüne katkısı ne olacaktır?


FÇ: Birçok üründe olduğu gibi nohut üretiminde de bir pazarlama ağı birlikte hareket etme kooperatif kurulması şimdilik yok. Ancak sadece nohuta münhasır olmayıp bütün ürünler için bu ve benzeri çalışmalar yapılması üretimin devamlılığı için önemli. Münavebe toprak kalitesi verimliği için bu münavebe son derece önemli özellikle toprağın azot muhteviyatını artırması bir sonraki ürün için verimlik sağlaması gübre kullanımını azaltması gibi birçok faydaları bulunmaktadır.  

***

2. BÖLÜM
​Tarladaki Ses: Diyarbakırlı Zeki Göçer  ve Mevsimlik İşçilerin Dünyası

9 Ağustos 2026 sarı tarlaların ortasında, güneşin dik açılarıyla toprağı kavurduğu bir öğle vakti... Sıcağın serap gibi dalgalandığı o amansız saatlerde, yol arkadaşım Fotoğraf Sanatçısı ve Anadolu Ajansı Malatya Muhabiri Bayram Ayhan ile birlikte düşüyoruz yola. Rota; Arapgir, Ağın, Keban ve Arguvan yollarının kesiştiği, bozkırın ortasındaki o sessiz kavşak.

​Nihayet mevsimlik işçilerin kurduğu geçici kampa varıyoruz. Karşımızda, onlarca ailenin rüzgara ve sıcağa direnmeye çalışan derme çatma, bez ve naylon çadırlardan ibaret kırılgan yaşamı duruyor. Her aile, kendi mahremiyetini çadır bezleriyle örttüğü ilkel tuvaletlerle sağlamaya çalışmış. Taşlardan çatılmış ocaklar çevreden topladıkları kurumuş ağaçlar, ocak üstünde tencerelerede yemek pişiren kadınlar. Küçük piknik tüpleri  yedekte bekliyor.  Etraftaki kenelere karşı börtü böceği avlayan kümes hayvanları bu yoksul hayatın değişmez dekoru. Şebeke suyu yok, elektrik yok, çeşme yok... Su, plastik bidonlarla arabaları ile çevrede bulunan çeşmelerden  getiriliyor. Yaşam Alanları son derece ilkel koşullarda.  İnsanlar, yokluğun ortasında sadece hayatta kalmaya odaklı geçici bir evren yaratmış kendilerine.



​Eğilip çadırlardan birinin kapısına varıyor, selamla içeri adım atıyoruz. Emekli bir öğretmen olduğumu, bu amansız sıcağın altında nohut deren bir ailenin yaşamına, derdine ortak olmak, hikayelerini satırlara ve fotoğraflara dökmek istediğimizi anlatıyorum. Bizi içtenlikle dinleyen Göçer ailesi, yüzlerindeki o sıcak misafirperverlikle davetimizi kabul edip bağdaş kurdukları minderlerde bize yer açıyor.

​Toprağın Sıcağında, Nasırın Gölgesinde: Mevsimlik Tarım İşçisi Zeki Göçer ile Söyleşi

​Malatya’nın kızgın güneşi altında, toprağa eğilmiş ömürler... El emeğinin makineye meydan okuduğu nohut tarlalarında, alın terinin helal ekmeğe dönüştüğü o zorlu mücadeleyi, sahada bizzat bu yükü taşıyan emekçi Zeki Göçer ile konuştuk. Sadece bir ürünün toplanışını değil; yokluğu, göçü, çocukluğu ve insan kalma çabasını dinledik.

 Diyarbakır’dan Malatya’ya çalışmaya gelen Zeki Göçer, Nasreddin Hocavari metaneti ve yüzündeki derin çizgilerle sahadaki alın terinin simgesi gibi.
​Mustafa Göçer ile yaptığımız söyleşi, gıda tedarik zincirinin en alt ama en kritik halkasını oluşturan mevsimlik işçilerin yaşadığı zorlukları gözler önüne seriyor:
​Çetin Çalışma Koşulları: Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan nohut yolma ve toplama mesaisi, kavurucu sıcak altında saatlerce sürüyor. Dikenli ve tozlu nohut çalıları arasında çalışmak büyük bir fiziksel dayanıklılık gerektiriyor.
​Barınma ve Yaşam Alanları: Memleketlerinden uzakta, çadırlarda kurulan geçici yaşam alanlarında hijyen, temiz su ve elektrik gibi temel ihtiyaçlara ulaşmak her zaman kolay olmuyor.

​Gelecek Kaygısı ve Yevmiye: Artan yaşam maliyetleri karşısında alınan yevmiyeler, ailelerin geçimini sağlamakta sınırda kalıyor. Zeki Göçer, çocuklarının eğitimi ve aile bütçesi için her yıl bu ağır mesaiyi sırtlandıklarını ifade ediyor.


​A. Üretim Süreci ve Saha Koşulları

​ Zeki Bey, sabahın ilk ışıklarıyla başlayan çalışma düzeniniz nasıl ilerliyor? Nohut toplarken teknoloji ile beden gücü arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

​Zeki Göçer: "Bu topraklarda makine işlemez; arazi engebeli, çetin... Bizim teknolojimiz de nasırlı ellerimizdir. Nohudu topraktan tek tek, elle söküp yoluyoruz. Gün boyu bedenimizle toprağa eğilerek derim yapıyoruz. Yalnızca nohut toplandıktan sonra samanından ayrılsın diye patoza veriyoruz, orada makine giriyor devreye. Gerisi tamamen beden gücü, tamamen sabır."
​ Hasat döneminde Malatya’nın kavurucu sıcaklığı sahaya nasıl yansıyor? 
Günün hangi diliminde toprağa dokunabiliyorsunuz?

​ZG: "Güneş henüz doğmadan, sabah saat 05.00’te tarladayız. Akşamın karanlığı çökene, saat 20.00 olana kadar sürer nöbetimiz. Günün en ağır saati öğledir; güneş tepedeyken toprak adeta alev alır. O saatlerde tarlanın kenarına kurduğumuz derme çatma portatif çadırların cılız gölgesine sığınır, soluklanmaya çalışırız. Gölge bile sıcaktır ama durmak zorundayız."

Bakım, yabancı ot temizliği ve toplama derken sizi bedenen ve ruhen en çok zorlayan unsurlar neler oluyor?

​ZG: "Sadece yorgunluk olsa yine dayanılır... Ama kavurucu sıcak bir yandan, topraktan çıkan haşereler, akrepler, yılanlar diğer yandan vurur. En çok da susuzluk yakar genzimizi. Yetersiz beslenme ve bedenin tükenişi üst üste eklenince tarladaki her dakika bir sınava dönüşüyor."

​B. Sosyo-Ekonomik Durum, Barınma ve Hizmetlere Erişim
​Memleketinizden kopup Malatya’ya uzanan bu yolculuk nereden başlıyor? Neden bu bölge ve bu ürün?

​ZG: "Bizler Diyarbakır’dan, Urfa’dan, Mardin’den, Adıyaman’ın köy ve ilçelerinden yollara düşen göçerleriz. Ekmek neredeyse adımlarımız oraya yönelir. Malatya’nın kayısısı, ardından nohudu, mercimeği derken toprağın sunduğu ne varsa ona tutunmaya geliyoruz."

Alın terinizin karşılığı olan günlük yevmiyeler, her geçen gün ağırlaşan hayat şartlarını karşılamaya yetiyor mu?

​ZG: "Yetmek bir yana, kıyısından bile geçmiyor. Bütün aile —çoluk çocuk, genç yaşlı— gün boyu güneşin altında ter döküyoruz ama eve giren toplam aylık kazancımız bir asgari ücreti bile bulmuyor. Emeğimiz çok, rızkımızın karşılığı ise ne yazık ki çok eksik."

​ Tarlaların kenarındaki yaşam alanlarınızdan bahseder misiniz? Şehirde kanıksanan su, elektrik, hijyen gibi imkânlara burada nasıl ulaşıyorsunuz?

​ZG: "Bizim evimiz, rüzgârda sallanan çadırlardır. Ne suyumuz var ne elektriğimiz... Hijyen ise bu şartlarda sadece bir kelimeden ibaret. Akşamları karanlığı dağıtmak için ışıldak yakarız, araçlarımızın aküsüne bağlanırız; bazen de sadece gökyüzündeki ay ışığına sığınırız. Yemeğimizi küçük mutfak tüplerinde veya çevreden topladığımız çalı çırpı, kurumuş ağaç dallarıyla yaktığımız ateşte pişiririz. İçmek, yıkanmak, çay demlemek için ihtiyacımız olan suyu ise traktörlerin arkasına bağladığımız su tanklarıyla uzaklardan taşırız."

Yıllardır tarlalarda ter döken bir emekçi olarak; güvence, sağlık ve sosyal haklar konusunda durumunuz nedir?
​ZG: "Mevsimlik tarım işçiliği, görünmeyen insanların hikâyesidir. Ne Tarım Sigortası yapılır ne de bir güvencemiz vardır. Barınma sorunundan yetersiz beslenmeye, sağlık hizmetlerine ulaşamamaktan düşük ücretlere kadar derin bir hak ihlali yaşıyoruz. İş sağlığı ve güvenliği diye bir şey buralara uğramaz; aşırı sıcak çarpması, susuzluk, tarlalardaki zirai ilaç zehirlenmeleri her gün burun buruna geldiğimiz risklerdir."

​ Bu süreçte en çok yarayı kimler alıyor? Çocukların ve kadınların bu döngüdeki yeri nedir?

​ZG: "En büyük yükü kadınlarımız çeker; tarlada çalışır, çadıra dönüp yemek yapar, çamaşır yıkar. Ve ne yazık ki en ağır bedeli çocuklarımız öder. Ailece sahadayız; çünkü tek bir kişinin kazancı yetmez. Çocuklarımız sıra arkadaşlarından aylar önce ayrılır okuldan, aylar sonra döner. Eğitim hakları ellerinden kayıp gider. Yolda güvensiz araç kasalarında taşınırız, vardığımız yerlerde ise zaman zaman o soğuk, ötekileştirici bakışlarla, sosyal dışlanmayla karşılaşırız."

​ Malatya’daki nohut ve kayısı mesaisi bittiğinde göç haritanız nereye uzanıyor?

​ZG: "Bizim takvimimizi mevsimler ve ürünler belirler. Malatya’da kayısı, nohut ve mercimek derimini tamamladıktan sonra durmak yok... Yataklarımızı, çadırlarımızı toplar, bu kez Karadeniz’in yolunu tutarız; fındık toplamaya. Biri biter, diğeri başlar. Ömrümüz yollarda, toprağın izinde tükenip gider."

Toprak kokusunun çadır bezine sindiği, tozlu bir Malatya akşamüstü... Dışarıda gün boyu kavuran sıcağın ardından hafif bir rüzgar esiyor ama çadırın içi hâlâ gündüzün hararetini koruyor. Birkaç aile bir araya gelmiş, yorgun gövdelerini yere serili kilimlerin üzerine bırakmış sohbete devam ediyoruz.
​Laf dönüp dolaşıp mevsimlik tarım işçilerinin kederine, devletin ve yerel yönetimlerin uzanan eline geliyor.

  Belediyeler, üniversiteler, sosyal yardım kuruluşları... Barınma için çadır ya da konteyner veriliyor mu, ziyret ediyorlar mı?

 Çocukların eğitimi, sağlığı, iş güvenliği için kapılarını çalan birileri var mı?

​Gözler, çadırın ortasında torununu kucağına alıp bağdaş kurmuş duran yaşlı çiftçi babaya çevriliyor. Nasır tutmuş elleriyle torununun saçlarını okşarken, derin bir iç çekip yüzündeki çizgilere kazınmış kırgınlıkla söze giriyor:
​"Jandarma gelir," diyor; sesi hem yorgun hem sitemkâr. "Gelir, kimliklerimize bakar, gider. Malatya’daki bu nohut toplama alanında saydıklarının hiçbiri yok hocam. Ne gelen var, ne 'Bir derdiniz var mı?' diye soran. Şu içtiğimiz, kullandığımız suyu bile kendi imkânlarımızla, arabalarımızla plastik bidonlarla yol kenarlarındaki çeşmelerden yakın köylerden alıp taşıyoruz buraya. Elktrik buzdolabı olmadığı için yazın sıcağında soğuk suya hasretiz. 
Yani anlayacağın, kendi yağımızda kavruluyoruz."
​Bakışları uzaklara, belki de geçmiş yılların anılarına dalıyor:
​"Eski yıllarda Karadeniz’e, fındığa giderdik... Orada durum başkaydı; kapımızı çalan olurdu, imkânlar ölçüsünde her türlü yardım ulaştırılırdı. Ama burası bambaşka bir kimsesizlik."
​Laf dönüp dolaşıp alın terinin ederine, nasırlı ellerin kazancına geliyor. Nohut derme işinde mevsimlik işçilere dönüm başına verilen ücret ortalama 1500 TL. 
Sabahın ilk ışıklarıyla başlayıp güneş batıncaya  kadar süren o amansız mesainin kazancı.
Çevre köylerden gelen yerli işçilerin sabah 08.00- 17.00 arası günlük yevmiyesi ise 1750 TL.  bizden daha karlılar.
​Yaşlı adam torununun sırtını sıvazlarken acı gerçeği döküyor ortaya:
​"Bak," diyor, "üç kişilik bir aile gece gündüz demeden, bu sıcağın altında belini büküp çalışsa bile aylık kazancı 100 bin lirayı bulmuyor. İşin özü; günlerce, haftalarca tozun toprağın içinde döktüğümüz bu alın terinin karşılığı, kişi başına vurduğunda asgari ücrete bile denk gelmiyor."
​Çadırın içine derin bir sessizlik çöküyor. Dışarıda rüzgar çadırın bezini silkeliyor, içeride ise belirsiz 
bir yarının yükü çöküyor o yorgun omuzlara, mahzun yüzlere...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Malatya’nın Son Kalesi: Türkşeker Malatya Şeker Fabrikası Sıradaki Kurban mı? Şeker Camii Yerinde Şeker Camii Kalmalı

Malatyalı Ermenilerin Kadim Sofrası: Narlıkapı’da Miçink Buluşması

Alıçla Gelen Bereket: Malatya’da Yeni Bir Tarımsal Değer