Malatya’da Gözden Irak Bir Selçuklu Anıtı: Şişman Han Kervansarayı

Malatya’da Gözden Irak Bir Selçuklu Anıtı: Şişman Han Kervansarayı


Bir Yolculuk: Şişman Han

30 Eylül 2026- Sonbaharın sarı sıcak bir sabahında, yol arkadaşım değerli Antropolog ve Etnoarkeolog Hüseyin Şahin ile birlikte Malatya’dan yola koyulduk. Yıllarca İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bünyesinde Malatya Müzesi’ne emek vermiş emekli bir bilim insanıyla yola çıkmak; sadece katettiğiniz mesafeyi değil, bastığınız toprağın altındaki ve üstündeki binlerce yıllık tarihi de okuyabilmek demekti.

Rotamız, doğanın kucağında mistik bir geçmişe uzanan Şişman Mahallesi ve oradaki tarihi Şişman Han’dı.


Yolda Karşılaştığımız Mahzun Sessizlik

Elazığ güzergâhı üzerinden Battalgazi ilçesine bağlı Kapıkaya mahallesine  doğru yaklaşık 32 kilometrelik bir yol katettik. Mahallenin girişinde bizi karşılayan, baldeken mimarisinde ahşap minareli o zarif ve küçük caminin imamından Şişman Mahallesi’nin yol tarifini aldık.



    Kapıkaya İlkokulu 


Caminin hemen yakınında, yüzünü anayola dönmüş bir köy okulu duruyordu. Gönderinde  artık Türk bayrağı dalgalanmıyordu. Pencerelerinden birinin pervazından   Sarkıtılmış  rengi soluk Türk bayrağı, tek başına duruyordu. Taşımalı eğitim sistemi nedeniyle öğrenci yetersizliğinden kapısına kilit vurulmuş olan bu okul, etrafındaki sessizlikle adeta kaderine küsmüş gibiydi.

Anadolu’nun dört bir yanındaki pek çok köy okulu gibi burası da harap ve terk edilmiş bir mahzunluk taşıyordu. Oysa eskiden bu bahçeler çocuk cıvıltılarıyla dolar, milli bayramlar köylünün katıldığı coşkulu şenliklerle kutlanırdı. Şimdilerde ise sınıflardan yankılanan ders sesleri, yerini derin bir ıssızlığa bırakmıştı. Köylülerin gözü de kulağı da artık o neşeli bayram sabahlarına ve bahçede koşturan çocuk seslerine hasretti.


Şişman Mahallesi’ne Doğru

Köyün çıkışında, yaklaşık 500 metre mesafede yer alan sapaktaki Şişman Mahallesi levhasını takip ederek yaklaşık 7 km lik yolumuza devam ettik. Asfalt yol boyunca doğanın  güzelliğine bürünen cömert bereketi, bu hüznün ortasında bize rehberlik etmeyi sürdürdü.




Fotoğraf alıntı Şişman köy Facebook 


Kayısı ağaçlarının başı çektiği bu görsel şölende; boyun büken dutlar, olgun elmalar, armutlar, narlar ,heybetli cevizler ve yol kenarlarında başıboş uzanan yabani böğürtlenler adeta geçit töreni yapıyordu. Ne var ki, yol boyunca gözlerimiz hep o tanıdık, kahverengi kültür levhasını aradı. Fakat ne bir işaret vardı ne de geçmişe dair küçük bir emare…



Selçuklu Kervansarayı ŞİŞMAN HAN


Şişman Köyü’ne ulaştığımızda, bölgeyi ve geçmişini iyi bilen Kaya Bey’i rehberimiz olarak yanımıza aldık. Şişman Köyünün 2km güneyinde, Şişman Çayı'nın batı kıyısına bahçelerin ve sessizliğin kalbine doğru ilerledik. Ve birden, kurumuş otların ve Karakaya Baraj Gölü’nün sazlık uzantılarının arkasında o görkemli silüet belirdi: 



Dron görüntüsü Mahmut Baltacı


Bir Selçuklu mirası olan M.S. 1230 yılları civarında  inşa edilen tarihi Kervansaray. 

 Bal Rengi Taşların Büyüsü: Yapıya yaklaştıkça ilk çarpıcı etkiyi, taşların rengi yarattı. Güneşin eğik açılarıyla adeta altın sarısına bürünen kesme bal rengi taşlar, kırmızı renkli moloz taşlar yüzyılların yıpratıcılığına, doğanın sertliğine ve depremlere meydan okuyan bir masalsı direniş gösteriyordu.

Ne yazık ki geçmişe tutulan en büyük ayna olan taç kapısı ve kitabesi yoktu. Yüzlerce yılın yağmuru, karı ve Doğu'nun sert rüzgarları dam kısmını çökertmiş; hanın (kervansarayın )tavanı gökyüzüne açılan devasa bir pencereye dönüşmüştü. Buna rağmen, zamanın hırpalayamadığı dış ve iç duvarlar ile karşılıklı dörder hücre hâlâ dimdik ayaktaydı. Yapının hüznünü katlayan ise insan eliyle açılan yaralardı; definelerin izini süren meçhul eller, bu tarihsel zeminin birkaç yerinde derin çukurlar açarak geçmişe saygısızca dokunmuştu.

Geçmişin Yankılandığı Mekân: Mimarisi ve Sosyal Doku



 Sessiz Avlu ve Loş Koridorlar: Hanın geniş avlusuna adım attığınız an, dış dünyanın tüm gürültüsü bıçak gibi kesiliyor. Burası, asırlar önce İpek Yolu’ndan geçen kervanların emniyetle sığındığı, tüccarların yüklerini indirip derin bir nefes aldığı serin bir limandı. Yan tarafta sıralanan revaklı bölmeler ve kapalı alanlar, bir zamanlar tüccarların ve onların binek hayvanlarının canlı sesleriyle çınlıyordu. Taş duvarlara oyulmuş kandil yuvaları, loş koridorlarda geçmişin ışığını hâlâ muhafaza eder gibiydi.

Gündüzleri yakıcı Doğu güneşinin aydınlattığı, geceleri ise ay ve yıldızların ışığı altında konuklarını ağırlayan bu taş duvarlar; sadece birer mimari unsur değil, insanlık tarihinin ortak hafızasıdır. Yüzlerce yıl boyunca bu mekândan geçen Türk, Kürt, Zaza, Ermeni, Süryani, Rum, Arap ve Acem Müslüman, hristiyan, yahudi gezginlerin, tüccarların, yolcuların sesleri, farklı dillerdeki duaları ve fısıltıları sinmiş bu bal rengi taşlara. Farklı ırkların ve inançların aynı çatı altında, aynı kandilin ışığında ısındığı bir medeniyet kavşağı burası.


Türk Milletinin Tapusu ve Bekleyiş

Günün sonunda Karakaya Baraj gölünün sahilindeki Şişman Köyü sakinleriyle yaptığımız sohbetlerde de aynı ortak arzuyu duyduk: Bu Türk SELÇUKLU devleti tarihi Hanın bir an önce koruma altına alınması ve profesyonel bir restorasyon süreciyle yeniden hayata kazandırılması.


Şişman Köylü Kaya bey, Hüseyin Şahin


Unutulmamalıdır ki; camisinden cemevine, kilisesinden sinagoguna, hanlarından hamamlarına, sessiz tanıklarımız olan mezarlardan heykellere kadar her tarihi eser, bu toprakların ortak hafızasıdır. Onlar yalnızca birer taş ya da yapı değil; bu coğrafyada iz bırakan medeniyetlerin günümüze ulaşan canlı belgeleri, yaşanmışlıkların taşa kazınmış imzasıdır.


Fırat’ın kıyısında asırlara direnen bir Selçuklu mirası: Şişman Han... Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 2004 yılında tescillenen bu Türk-Islam eseri, taşlarının arasındaki fısıltılarla bizlere kendi hikâyesini anlatıyor ve yok olmadan önce uzatılacak bir kurtarma eli bekliyor. Şişman Han’ın restorasyon çalışmalarıyla ayağa kaldırılması, kahverengi turizm levhalarıyla rotalara dâhil edilmesi ve bu kadim coğrafyanın turizmine kazandırılması için zaman kaybetmeden harekete geçilmelidir.



Selçuklu dönemi Kervansaraylar da Yaşam




Selçuklu dönemi kervansarayları (hanlar), İpek Yolu gibi ticaret güzergâhları üzerinde tacirlerin, yolcuların ve ordu birliklerinin güvenliğini, barınmasını ve temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış, çağının ötesinde sosyal ve iktisadi kurumlardır.

Devlet eliyle kurulan ve genellikle vakıf sistemiyle işletilen bu yapılarda yaşam, oldukça düzenli, disiplinli ve eşitlikçi bir işleyişe sahipti.


Kervansaraylar (hanlar) arasındaki mesafe kilometre hesabına göre değil, deve kervanlarının bir günde yürüyebileceği konaklama mesafesine göre ayarlanmıştır.


Coğrafi Koşullar: Düz ovalarda kervansaray aralıkları 35–40 km'ye kadar çıkabilirken, dağlık ve zorlu arazi şartlarında veya iklimin sert olduğu geçitlerde bu mesafe 20–25 km'ye kadar


1. Sosyal Eşitlik ve Misafirperverlik (Vakıf Sistemi)

 3 Gün Ücretsiz Hizmet: Kervansaraylarda din, dil, ırk veya sosyal statü farkı gözetilmeksizin herkes eşit kabul edilirdi. Yolcular ve tüccarlar kervansarayda 3 güne kadar ücretsiz konaklama, yeme-içme ve hayvan bakımı hakkına sahipti.

 Vakıf Teminatı: Tüm giderler kervansarayı kuran sultan, devlet adamı veya hayırseverin bağışladığı vakıf gelirlerinden karşılanırdı.

2. Günlük Yaşam ve İmkânlar

 Yeme-İçme ve Aşevi: Akşamları tüm konuklara sıcak yemek (genellikle çorba, etli pilav, ekmek) ikram edilirdi. Sabahları ise yolculuk öncesi kahvaltı sunulurdu.

 Barınma ve Isınma: Kervansaraylar iki ana bölümden oluşurdu:

 Yazlık (Açık Avlu): Avlu etrafındaki revaklarda ve odalarda yaz aylarında konaklanırdı.

 Kışlık (Kapalı/Barınak Bölümü): Kalın taş duvarları ve küçük pencereleriyle soğuktan koruyan, ortasında büyük ocaklar veya tandırlar yanan kapalı alandı. Hem yolcular hem de hayvanlar kışın burada yan yana ısınırdı.

 Temizlik ve Sağlık: Kervansaraylarda hamam, abdesthane ve mescit bulunurdu. Hastalanan yolcular için hekim ve ilaç imkânı sağlanır; iyileşene kadar bakımları üstlenilirdi.

 Aksesuarlar ve Hizmetliler: Tesis bünyesinde nalbant, ayakkabı tamircisi (haffaf), terzi, fırıncı ve eczacı gibi görevliler sürekli hazır bulunurdu. Hayvanların bakımı ve nal değişimi bu görevlilerce yapılırdı.

3. Güvenlik ve Gece Düzeni

 Kale Gibi Güvenlik: Kervansaraylar, dışarıdan gelebilecek eşkıya veya saldırılara karşı yüksek ve masif taş duvarlarla çevrili birer kale gibi inşa edilirdi.

 Kapıların Kapanması: Güneş battığında kervansarayın tek ana kapısı demir sürgülerle kapatılır ve nöbetçiler surlarda devriye gezmeye başlardı.

 Sabah Kontrolü: Sabah kapılar açılmadan önce kervansaray sorumlusu (hancı) yolculara seslenerek: "Ey  Tanrı Misafirleri! Malınız, canınız, atınız tam mıdır?" diye sorardı. Herkes "Tamamdır, Allah razı olsun" demeden ve kayıp bir mal varsa bulunmadan kapılar açılmazdı.

4. Ticaret ve Bilgi Akışı

 Haber Merkezi: Kervansaraylar sadece birer otel değil, aynı zamanda farklı coğrafyalardan gelen insanların haber, kültür ve bilgi alışverişinde bulunduğu birer iletişim noktasıydı.

 Pazar ve Pazarlık: Tüccarlar kendi aralarında mallarını takas eder veya satardı.





Antropolog ve Etnoarkeolog Hüseyin Şahin’in aktardığı bilgilere göre, Malatya’daki tarihi yapılar arasında yer alan Şişman Han’ın konum ve tescil bilgileri şu şekildedir:


ŞİŞMAN HAN


Malatya ili, Battalgazi ilçesi, Şişman Köy

sınrları içerisinde Harap han mevkii 136

ada 2 parsel üzerinde bulunan Şişman Han, Şişman Köyünün 2km güneyinde, Şişman Çayı'nın batı kıyısında doğu-batı yönlü olarak inşaa edilmiştir. Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu

tarafından 20.05.2004/5672 sayılı kararıyla tescil edilmiştir.


Dikdörtgen planlı olan hanın girişi batı

yönünde, üstü tonozlu ve bütün cephe

boyunca uzanan giriş kısmından sonra

geniş bir orta avlu bulunmaktadır. Orta

avludan kemerli girişlerle tonoz örtülü yan

odalara geçilir. Yer yer kesme taşların

kullanıldığı iç duvarlarda ahşap ağaç yeri

izleri görülmektedir.


Han yaklaşık 500 m2'lik bir alan üzerine

oturmuştur. Duvarların dış yüzeyleri kaba

yontu, içleri kırma-moloz taş ile örülmüştür.

Kemer ve köşelerde yer yer kesme taşlara

örgüleme vardır.


Han yaklasik 500 m2'lik bir alan üzerine

oturmuştur. Duvarların dış yüzeyleri kaba

yontu, içleri kirma-moloz taş ile örülmüştür.

Kemer ve köşelerde yer yer kesme taşlara

örgüleme vardır.

İç avlulu ve avludan diğer bölümlere

geçişler kavislidir. Portalin bütün taşları ile

batı cephesinin kaplama taşlarınin büyük

kısmı, yine güney duvarının kaplama

taşlarının bir bälümü sökülmüştür.Ancak bu hanın yan duvarları- iç duvar ve geçişlerin hepsi ayakta kalmış olup üst örtü çökmüştür.

Dr. Ismail Aytaç'ın «Malatya ve

Yöresindeki Türk-islam Dönemi Yapılari"

(Doktora Tezi, Selçuk Ünv,konya 1998

s.30-32)çalışmasında; Han isim olarak

yörede "Sultan Murat Hanı" olarak

bilinmekle beraber, yapı tarzı bakımından ve diğer eş odaklı hanlara yakın benzerliğinden dolayı M.S. 1230 yllari civarında inşa edildiği ve Selçuklu Dönemi Hanı olduğu belirtilmektedir.

Çok büyük bir bölümü ayakta olan Şişman

Hanı'nın bir an önce restorasyonu yapılarak eski durumuna kavuşturulması elzemdir.


https://fikridemirtas44.blogspot.com/


Fotoğraf Galerisi:


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Malatya’nın Son Kalesi: Türkşeker Malatya Şeker Fabrikası Sıradaki Kurban mı? Şeker Camii Yerinde Şeker Camii Kalmalı

Malatyalı Ermenilerin Kadim Sofrası: Narlıkapı’da Miçink Buluşması

Nahna’nın Kalbi: Malatya Battalgazi – Orduzu’nun Bereketli Toprakları