Üsküdar’ın Yokuşlarında Bir Malatya Mührü: Malatyalı İsmail Ağa Külliyesi

Üsküdar’ın Yokuşlarında Bir Malatya Mührü: Malatyalı İsmail Ağa Külliyesi
İstanbul’un sahiliyle, yorgun yokuşlarıyla, asırlık hikâyeleri fısıldayan tarihi dokusuyla büyüleyen semti Üsküdar… Bu kadim ilçede, memleketimden izler taşıyan bir eserin varlığını ilk kez, üniversite eğitimi için İstanbul’da bulunan oğullarım Hasan ve Oğuzhan’ı ziyaret ettiğimde öğrenmiştim.
Yıl 2021’in ilk günleri… Kendimi yine büyük şehrin beton kafeslerinden birinde bulmuş, birkaç gün sonra fotoğraf makinemi boynuma astığım gibi, bu gizli hazineyi yerinde görmek üzere kendimi sokaklara atmıştım.
Beton Kafesler Arasında Saklı Bir Tarih
Ahmediye Mahallesi’nin sokaklarında yürümeye başlıyorum. Cami; Şair Nailî Sokak ile Dönmedolap Sokağı’nın kesiştiği noktada, etrafını kuşatan apartmanların arasında binaların dik duvarları arasında sessiz bir vaha gibi duruyor. Her taraf birbirinin benzeri yüksek apartmanlar, gri cepheler... Gökyüzünde süzülen martılar olmasa denizin varlığını unutturacak bir manzara. Sahil buradan yaklaşık bir kilometre uzakta; Karacaahmet Mezarlığı civarında olmamıza rağmen ne yazık ki deniz görünmüyor.
İki tarafa park edilmiş araçların arasından yavaş yavaş ilerleyerek beş-on dakika içinde, bir avuç yeşil alanın ve neşeli çocuk seslerinin yükseldiği dönme dolap parkının hemen bitişiğine varıyorum. İki yokuşun kesiştiği noktada, tüm hırpalanmışlığına rağmen asaletini koruyan o mabede, Malatyalı İsmail Ağa Camii’ne ulaşıyorum.

Çevresindeki ahşap İstanbul evleri ne yazık ki zamanla yıkılmış, yerlerine boynu bükük, sevimsiz yapılar dikilmiş. Ancak kapısına yaklaştığımda ilk dikkatimi çeken detay, caminin kapı numarası oluyor: 44!
Kendi kendime gülümseyiveriyorum. Nasıl denk gelmişti böyle? Yoksa bilinçli bir vefa mıydı?
Malatyalıların 44 Takıntısı
Türkiye’nin taşıt il plaka kodları, illerin alfabetik sıralamasına göre 1962’den itibaren düzenlenmiş; Malatya da bu listede 67 il içinde 44 numarayı almıştır. Ancak bu rakam, Malatyalılar için sadece bir kodtan ibaret değildir; adeta ortak bir kimlik, sarsılmaz bir aidiyet simgesidir.

Malatyalılarda tarif edilmesi güç bir "44" sevgisi vardır. Bu rakamı "dört dörtlük insanların yaşadığı yer" olarak benimserler. Telefon numaralarının sonunu 44 yapar, iş yerlerinin tabelalarına gururla kazırlar. Gurbette veya yolda giderken plakasında 44’ü gören bir Malatyalı anında heyecanlanır; hareket halindeyse korna çalar, park halindeyse hemen yanaşıp "Hemşerim, Malatyalı mısın?"diyerek o sıcak köprü kurma anını yaşar. Yıllar önce bu sevdalıların bir kısmı da gelip bu caminin etrafına yerleşerek adeta küçük bir koloni kurmuşlar sanki.
1619’dan Günümüze: Bâbüssaâde Ağası'nın Eseri
Caminin dış cephesini kadrajıma sığdırıp fotoğrafını çektikten sonra, ahşap kapısından içeri adım atıyorum. İçeride derin, huşu dolu bir sessizlik var. Demir çerçeveli pencerelerden süzülen yoğun güneş ışığı, mekâna zamansız bir atmosfer katıyor.

Osmanlı döneminde sarayın en kritik görevlerinden biri olan Bâbüssaâde Ağası (Ağa-yı Darüssaâde) unvanını taşıyan Malatyalı İsmail Ağa tarafından 1619 yılında yaptırılan bu cami, aradan geçen yüzyıllara meydan okuyarak hâlâ ayakta. Kesme taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biriyle örülmüş duvarları, kiremit örtülü çatısı ve zarif kesme taş minaresiyle son derece sade ama bir o kadar da vakur.
Araştırmalarım sırasında öğrendiğim o hüzünlü ve güzel detay zihnimde yankılanıyor: Eserin bânisi İsmail Ağa’nın kabri maalesef memleketi Malatya’da değil; Rodos Adası’nda, Kumburnu tarafındaki Murat Reis Camii’nin haziresindedir. Ruhuna fatihalar gönderdiğim bu kıymetli devlet adamının kökleri ve ailesinin devamı ise bugün hala Malatya'da yaşamaktadır.

Malatyalı İsmail Ağa'nın Rodos adasındaki mezarı( Alıntı)
Tarihin Sınavından Geçen Taşlar ve Mimari
İç mimaride ahşap işçiliği bütün zarafetiyle kendini gösteriyor. Kadınlar mahfiline çıkan merdivenler, çift kanatlı giriş kapısı ve cemaat mahfiline açılan kapılar tamamen ahşap. Özellikle demir ay-yıldızlı kilit ve anahtar mekanizması, dönemin ustalarının zarafetini bugüne taşıyan ince bir detay. Yerler ise yekpare kırmızı halılarla kaplı.
Yaklaşık 60 metrekarelik bu küçük mabedin, yekpare mermerden yontulmuş zarif bir mihrabı ve minberi bulunuyor. Üst ve alt pencerelerden aldığı gün ışığı, mihrabın nişini ve minberin önüne sarkan avizenin kristallerini aydınlatıyor. Tavanı incelediğimde ise ahşap sekiz köşeli yıldız motiflerinin ve geometrik çıtaların oluşturduğu ahşap işçiliği hayranlık uyandırıyor.
Zamanla harap duruma gelen cami, kaderine terk edilmemiş; 1902 yılında Yıldız Sarayı muhafızlarından Şevket Paşa tarafından ciddi ve kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir.
Öte yandan yapı, Cumhuriyet döneminde de tarihin sınavlarından geçmiş; 1926 yılında minaresine düşen bir yıldırım sonucu hasara uğrasa da kısa sürede tamir edilerek yeniden ayağa kaldırılmıştır.
Zamanın Tanıkları: Hazire ve Çevresi

Caminin hazire kapısından içeri süzülüyorum. Hemen sol tarafta iki eski mezar taşı, biraz ileride ise yenilenmiş müştemilatlar yer alıyor. Eser, geçirdiği onarımlarla bazı orijinal detaylarını yitirmiş olsa da o kadim manevi havasını korumaya devam ediyor. 400 yılı aşkın süredir bu toprakların hafızasını tutan kubbesi, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne devrolan bir emaneti taşımaya devam ediyor.
Caminin hemen karşısında yer alan İskender Baba Hazretleri ve Tekkesi, yeşil örtülü upuzun sandukaları ve üzerlerindeki devasa kavuklu mezar taşlarıyla geçmişin hüzünlü ama gururlu duruşunu sergiliyor.
Üsküdar’ın Ezanları ve Tarihi Sokaklar
Üsküdar’ın o kendine has, Boğaz’ın diğer yakası Beşiktaş’tan bile duyulan ak sakallı ezan sesleri gökyüzünde yankılanırken, adımlarımı caminin alt sokağına çeviriyorum.

Sokak hâlâ dar, yokuşlu ve kıvrım kıvrım... Tarihi kaynakların söylediğine göre, asırlar önce İpek Yolu bu dar damarlardan geçiyormuş.
Biraz ileride, hamamın bulunduğu mevkide adını yaşatan İsmail Ağa Çeşmesi ile karşılaşıyorum. Günümüze büyük ölçüde gelebilmiş olan sarnıç kalıntısı ve yalak, kervanların su içtiği o hareketli günlerin hayalini canlandırıyor gözümde.
Üsküdar’ın yorgun yokuşlarında, memleketimin adını taşıyan ve adeta Malatya ile İstanbul arasında görünmez bir gönül köprüsü kuran bu eserin önünde geçmişle bugün arasında köprü kurarken, bir seyyahın kalbinde biriken huzurla yola devam ediyorum.
Fikri Demirtaş
(Gezgin Öğretmen)


Üsküdar - İsmail Ağa Camisi karşısı ahşap konak







Yorumlar
Yorum Gönder